Posts tagged şeytan

Gök İlmindeki Negatif Arketipsel Kelimeler

Paganizmin Günümüze Yankıları: Bilinçaltı Tapındırma ve Güdümleme Siyaseti: Kelimeler başlığında, dünyadaki negatif kutbu oluşturan-temsil eden karanlık odakların, bir şuuraltı telkin tekniği olarak, kendi jargonlarını aşamalı bir şekilde, dilin birçok alanına aksettirdiğinden ve bu bağlam dahilinde bir yazı dizisi oluşturmaya niyetli olduğumdan söz etmiştim. İlk fasılda gök ilmine (astronomi) dair bazı tabirler üzerinden gitmeyi yerinde buldum.

Bu kapsamda evvela “astroloji” ve “astronomi” sözcüklerinin köklerine iniyorum. Astroloji kelimesini köklerine ayrıştırdığımda, elimde kalan iki parçanın astro (ster) ve logic (logos) olduğunu görüyorum.(1) Logos sözcüğü, İznik Konsili ile tevhid-islam hüviyetini yitiren ve putperest ögeler ile yeniden biçimlendirilen, paganist-hıristiyan öğretinin, teslis (kutsal üçleme) olarak adlandırılan politeist yapısında, ikinci zatı temsil eden, rahmani olmaktan berî, negatif bir ilahi anlam taşımaktadır. Bununla beraber, kelam, yasa, anlatı ve bilim gibi manaları da haizdir.(2) Astro ise ster kökünden peydah olmaktadır ve yıldız, sitare sözcüklerine karşılık gelir. Ancak ne var ki, bu sözcüğün tekil kullanımında, “Sirius”un kast edildiğini de görmekteyim. Bu kapsamda, Necm Suresi’nin 49. ayetinde, “Ve muhakkak ki O, Şira yıldızının da rabbidir” buyrulmaktadır.

Bu hakikati referans alırsak, Sirius’un (Şira), tapınılan ve medet umulan bir merci oluşu kuşku götürmez hâle geliyor. Günümüzde, Roma’ya atfettiğimiz karanlık kutun devamı niteliği taşıyan politik yapıların sosyal manipülasyon araçlarında, Sirius’u nasıl kullandığını iki basit örnekle ele alalım:

Good Boy! (2003)

Karanlık odağın en etkin silahlarından biri olan Hollywood’un alt neslin-çocukların, şuuraltını ve imge dünyasını kirletmek ve dönüştürmek adına ortaya sürdüğü sayısız üründen biri olan Good Boy! her ne tesadüfse ismi Hubble olan ve Sirius gezegeninden keşif amaçlı dünyaya inmiş bir köpek ile bir çocuğun öyküsünü anlatıyor.

Harry Potter (1997-2011)

Baştan sona paganist ve siyonist ögelerle bezeli seri, gerek edebiyat faslında gerekse de sinema uyarlamasında çok sayıda viral ve subliminal metot ile zehrini masum zihinlere zerk etmesine karşın, benzer maksatlı birçok yapımdan farklı olarak, karanlık maksadını isimler, kavramlar ve olaylar yönüyle, çoğunlukla dolaysız yoldan, açık şekilde işliyor. Sirius Black isimli karakteri, sözünü ettiğimiz kavramın enjeksiyonu adını önemli bir yer tutuyor.

En’am Suresi’nin 74. ila 82. ayetlerinde, göksel varlıkların ilah kılınmasına ilişkin İbrahim Aleyhisselam’ın hususa dair kıssasını paylaşmayı uygun gördüm.

  • 74. Vaktiyle İbrahim babası Azer’e: “Sen putları bir sürü tanrılar ediniyorsun öyle mi? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum.” demişti.
  • 75. Böylece İbrahim’e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.
  • 76. Üzerini gece kaplayınca bir yıldız gördü: “Bu imiş Rabbim!” dedi. Batıverince de: “Ben böyle batanları sevmem.” dedi.
  • 77. Ay’ı doğarken görünce: “Bu imiş Rabbim!” dedi. Batınca da: “Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermemiş olsaydı, muhakkak ki, şu şaşkın topluluktan biri olacakmışım.” dedi.
  • 78. Güneşi doğmak üzere görünce: “Bu imiş Rabbim, bu hepsinden büyük!” dedi. O da batınca: “Ey kavmim, haberiniz olsun, ben sizin şirk koştuğunuz şeylerden uzağım!
  • 79. Ben, her dinden geçip yalnız hakka eğilerek yüzümü o gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” dedi.
  • 80. Kavmi de onunla tartışmaya kalkıştı. O da dedi ki: “Bana hakikatı doğrudan doğruya gösterdiği halde Allah hakkında benimle mücadeleye mi kalkışıyorsunuz? Sizin O’na ortak koştuğunuz şeylerden ise, ben hiçbir zaman korkmam. Rabbim dilemedikçe onlar bana hiçbir şey yapamaz. Rabbimin ilmi, herşeyi kuşatmıştır. Artık iyice bir düşünmez misiniz?
  • 81. Hem nasıl olur da ben Allah’a koştuğunuz ortaklardan korkarım; baksanıza siz, Allah’ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmazken! Şu halde korkudan emin olmaya iki taraftan hangisi daha layık? Eğer biliyorsanız söyleyin.
  • 82. İman edip de imanlarını bir haksızlıkla karıştırmayan kimseler, işte korkudan emin olmak onların hakkıdır ve hidayete erenler de onlardır.
  • 83. Bu, kavmine karşı Bizim İbrahim’e vermiş olduğumuz hüccetimizdir. Biz dilediğimizi dercelere yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, herşeyi bilendir.

Sirius bahsine geri dönelim. Necm Suresinin 49. ayetini alıntılamıştım. Yine aynı surede 9. ayette, “İkisi arasındaki uzaklık, iki yay kadar oldu veya daha da yakınlaştı” denmektedir. Sirius Takım Yıldızlarının birbirlerine doğru yay şeklinde bir eksen çizerek, her 49.9 yılda bir, birbirlerine yaklaşıp gökyüzünde sarktıkları hakikati ise yüce kitabın inişinden neredeyse bin beş yüz elli yıl sonra, Harvard, Ottawa ve Leicester Üniversitelerinin ilgili bölümlerinin ortak çalışması ve fikir birliğiyle ancak keşfedilerek deklare edilmiştir.(3)

Her Gezegende Bir Pagan Tanrısının Adı Yaşatılıyor

İddiamı konu başlığında açık bir şekilde dile getirdim. Geometri, Simya ve Etimoloji, sözünü ettiğim karanlık odakların üç ana faaliyet alanı diyebilirim. Bu ilim dalları, sosyal ölçekte, inanç paradigmasını şekillendirmek adına faal bir şekilde maksatlı olarak bin yıllardır kullanılıyor. Önceki yazımda dilin sadece bir iletişim aracı olmadığından, bir ferdin veya toplumun düşünme, duyumsama ve inanma eylemlerinde, birincil safhada yer alan ana bir uyarıcı-tetikleyici oluşundan söz etmiştim. Elbette “Dark Side olarak da ifadelendirebileceğimiz odak, bu genel bilginin derinliğine fazlasıyla vakıf. Bir laboratuvarda çalışır gibi, lisanlar üzerinde sistemli araştırmalarda bulunarak yapay müdahalelerini nüfuzlarının kuvvetine paralel olarak toplumlara sirayet ettiriyorlar. Karşılık sunamadığımız, araştırma-üretim ve hatta düşünsel faaliyette dahi bulunamadığımız her alanda, onların verdiklerini alma eğiliminde olduğumuz için, biz de sorgulamaksızın, çekincemiz olmaksızın bu ifadeleri lügatımıza yerleştirmekte beis görmüyoruz.

Venüs

Bir roma tanrıçası. İsim, aşk, sevişmek gibi manaları haiz olan latince vener kökünden türüyor.(4) Sümer mitolojisinde İnanna, Yunan mitolojisinde Afrodit, Akad mitolojisinde İştar, Mısır mitolojisinde Isis, Kenan mitolojisinde Astarte, İskandinav mitolojisinde Freya olarak geçer. Ayrıca Yahudi paganizminde Lilith, Hıristiyan paganlığında Madonna (Meryem) tasvirleri Venüs’e özdeş bir anlama karşılık gelir.(5) Hemen hemen bütün Olimposlu Tanrılar ve ölümlüler kendisine aşıktır. Ancak o, şehvet düşkünlüğü ve sadakatsizliği ile tanınır. Kindar ve gaddardır; kendisini takdis etmeyenlere karşı da son derece zalimdir.(6)

Venüs’ün Doğuşu – Sandro Botticelli, 1482-1486

Özellikle sabah vakti adeta güneş kadar parlak olduğu için, Sabah Yıldızı ve Akşam Yıldızı olarak da nitelenmiştir. Antik Yunan’da Phospheros olarak isimlendirilmiş, Roma’da ise ona Lucifer (ışık getiren) denmiştir. Rahman Suresi’nin 17. ayetinde, “O hem iki doğunun, hem iki batının Rabbidir” buyrulmaktadır.

Gezegen, güneşe göre dönüşü, diğer gezegenlere göre ters olan tek gök cismidir. Kuzey yarıküresine Ishtar, güney yarıküresine Aphrodite ismi verilmiştir. Her 8 yılda bir Güneş ile kavuşum yaptığı 5 döngüden geçerek yeniden başlangıç noktasına gelir. Bu süre zarfında gökte pentagram (beş köşeli yıldız) motifi çizer.(7) Bu motif, Baphomet’in Mührü olarak geçer ve Church of Satan’ın (Şeytanın Kilisesi) resmi simgesidir.(8)

Venüs’ün 8 yıllık döngüsü

İslamiyet öncesi Türk kültüründe ise, diğer nice mitolojinin aksine, şeytani varlık ile özdeş kılınmamıştır ve adına Erklig denmiştir.(9) Öz kültürümüzde yaygın olarak Zühre, Çolpan, Çoban Yıldızı, Akşam Yıldızı ve Sabah Yıldızı olarak isimlendirilmiştir.

Venus, Isis, Ishtar, Madonna, Freya ve Lucifer sözcükleri, çocuklara ve yetişkinlere yönelik binlerce içerikte dolaysız ya da sübliminal metotlarla kullanılmıştır. IMDB üzerinden yalnızca anahtar kelimeleri kullanıp arama yaparak yüzlerce içeriğe ulaşmak mümkündür.(10)

Merkür

Roma putperestliğinde çarşı ve ticaret tanrısıdır. Market, marka, mark, merchant (tüccar) gibi sözcükler bu referans ile türemiştir.(11) Maddiyat, ticaret, belagat ve dolayısıyla şiir, iletişim ve kehanet, seyahat, talih, hile ve hırsızlığa dair ilahi manalar ile yüceltilmiştir. Ayrıca yeraltı ruhlarının da rehberi olarak anılır.(12) Yunan mitolojisindeki karşılığı Hermes, Mısır mitolojisindeki özdeşi ise Thoth’tur.

Hermes ve Sarpedon’un Yanı Başında – Euphronios

“Merkür, o çift yüzlü tanrı sadece aklı insanın alabileceği en yüce ışığa ulaşmaya çalışanlara ve yalnızca cognito vespertina‘ya güvenmeyenlere lumen naturae (doğal ışık), servator (hizmetkar) ve salvator (kurtarıcı) olarak gelir. Bu ışığa dikkat etmeyenler içinse lumen naturae tehlikeli bir ignis fatuus‘a (aldatıcı umuda), ruhun rehberi de şeytani bir baştan çıkarıcıya dönüşür. Lucifer ışığı getirebilecekken, günümüzde basın ve radyoların ses verdiği propaganda orjilerinden zevk alan yalanlar babasına döner ve sayısız milyonları mahveder.”
Carl Gustav Jung, Aspects of the Masculine

“Bundan dolayı Merkür’e çift yönlü denmesi çok doğrudur; Merkür hem etken hem edilgendir. “Yükselen” etken kısmına sol denir; edilgen kısım ancak bu etken kısım sayesinde anlaşılabilir. Edilgen kısım bu yüzden luna adını taşır çünkü ışığını güneşten alır. Merkür açıkça klasik dönem filozoflarının kozmik nous kavramına tekabül eder. İnsan aklı bu kavramın bir türevi ve bu yüzden benzer şekilde psikenin bilinç dediğimiz günlük yaşantısıdır. Bilinç, kendisinin elzem bir mukabili olarak karanlık, örtük, görünmez bir yana; varlığı ancak bilincin ışığıyla bilinebilen bilinçdışına ihtiyaç duyar.”
Carl Gustav Jung, Aspects of the Masculine

“Gezegen olarak merkür güneşe en yakındır; bu yüzden de altınla en üst seviyede ilişkilidir. Ancak cıva olarak altını çözer ve güneş gibi olan parlaklığını söndürür. Ortaçağ boyunca doğa filozofları için karmaşık spekülasyonların konusu olmuştur: bazen ilgili ve yardımcı bir ruh, bir (paredes), (tam olarak “yardımcı, yol arkadaşı”) ya da bir familiaris‘tir*; bazen servus ya da cervus fugitivus, (mülteci köle ya da geyik), simyacıları hayal kırıklığına uğratan ve şeytanla pek çok ortak özelliği olan kaypak, muzip bir gulyabanidir. Örneğin bu özelliklerin en önemlileri ejderha, aslan, kartal ve kuzgundur. Simyadaki tanrı hiyerarşisinde mercurius, prima materia olarak en altta, lapis philosophorum olarak en üstte bulunur.”
Carl Gustav Jung, Rüyalar

“Mevcut simya metinlerinde -ki bunlar birkaç istisna dışında hıristiyan tarihine aittir, Thoth-Hermes ve maymun arasındaki eski bağlantı kaybolmuştur ama Roma İmparatorluğu döneminde hala vardır. Bununla birlikte Mercurius’un, Şeytan’la -burada bahsetmeyeceğimiz, pek çok ortak özelliği vardır; böylece maymun, Mercurius’un etrafında simia dei olarak bir kez daha belirmiştir.”
Carl Gustav Jung, Rüyalar

Antik Mısır’daki Thoth rölyefi

Oysa, putperest kavimler tarafından atfedilmiş anlamını bir yana bırakıp, muhteva ettiği mananın özünü yakalamaya çalışırsak, “Thoth”un, eski mısır dilinde mürşid, rehber gibi manaları haizdi. (Horus, güneş tanrısıydı. Güneşe en yakın gezegene bu ismin (aracının) verilmesinin sebebi de bu inanış hasebiyledir.) Her ne kadar bugün anıldığında temsil edilen şeytani bir arketip de olsa, manasının köklerine indiğimizde, rahmani bir mana karşılar bizi.

“Şimdi sen bu sırları öğrenmiş olduğuna göre, söz vermelisin sessiz kalacağına ve asla açıklamamaya tekrar doğuşun nasıl aktarıldığını. Bu öğretiler, özel olarak kaydedilmiştir yalnızca Atum’un (her şeyin rabbi, tek ilah) bilmelerini istediği kişiler tarafından okunsun diye. Bulunmaz hiçbir ahenksizlik mekânı gökyüzünde olanlar arasında. Tek amacı vardır hepsinin, tek zihin, tek his; çünkü bağlanmıştır sevgi büyüsüyle onlar tek ahenkli bütüne.”
Hermetika

“Her şeyi gören zihin vasıtasıyla,
Şahitlik ettim bizzat göklerin görünmez yüzüne,
Ve tefekkür yoluyla eriştim Hakikat bilgisine,
İşte bu bilişle yazıyorum bu mısraları… ”

Hermes Trismegistus

Merkür, Hermes ya da Thoth. Putperest odaklara göre haberci bir ilahtır. Ama onu, zatına atfedilen çarpık manalardan ayırıp kökeninin derinlerine inmeye gayret ettiğimizde, bizi rahmani bir elçinin-davetçinin karşıladığını görüyoruz. Ne var ki paganların üçleme saplantısından neticesinde putperest güruh tarafından Hermes Trimegistus (üç kere kutsal Hermes) olarak adlandırılan yüce zat, tasavvuf ehli tarafından İdris Aleyhisselam ile, kimi zevat tarafından da İlyas ve Hızır Aleyhisselam ile ilişkilendiriliyor. Lisanımıza yerleşmiş “ermiş kelimesinin de Hermes ile bağlantısının kuvvetli bir ihtimal olduğunu söyleyeyim.(13)

“Kitapta İdris’i de an; çünkü o, çok sadık (özü, sözü pek doğru) bir peygamberdi.”

Meryem Suresi, 56

“İdris Nebi hülle biçer, gezer Allah deyu deyu.”

Yunus Emre

Pekala bu izahati neden yaptığımı da kısaca anlatayım. Öncelikle negatif çağrışımı olan telkin sözcüklerinin tesirini, hakikat bilgisi dahilinde kırmaktan-güncellemekten gayrı bir niyetim bulunmuyor. Şuurumuzun derinlerinde Meryem validemizin yerini Lucifer, İdris, İlyas Aleyhisselam’ın yerini Merkür, İsa Aleyhisselam’ın yerini Osiris ile sinsice değiştiren bir zihniyet ile, açık ve dürüst bir şekilde mücadele etmeye gayret ediyorum. Şüphe yok ki, tevhid ve islam yolunda mücadele ve mücahede vermiş o elçiler, salih kullar, karanlık odakların atfettiği tüm bu negatif manalardan münezzehtir. Bu kapsamda Allah, yüce kitabında şöyle buyurmuştur:

“O gün Allah onların hepsini toplayacak ve meleklere soracak: “Bunlar mıydı size tapmakta olanlar?” Melekler şöyle cevap verecekler: “Hâşâ, sen yüceler yücesisin! Bizim velîmiz onlar değil sensin. Gerçekte onlar cinlere tapıyorlardı; çoğu onlara inanmıştı.”
Sebe Suresi, 40 ve 41

“Allah’ı bırakarak O’na yakınlık peyda etmek için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Hayır, onlar görünmez oldular. Bu; onların yalanları ve uydurup durdukları şeydir.”
Ahkaf Suresi, 28

“Ve size; melekleri ve peygamberleri ilahlar edinin, diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size kâfirliği emreder mi?”
Ali İmran Suresi, 80

“Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem. O, ancak tek bir ilahtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”
En’âm Sûresi, 19

“Allah’ı bırakıp bilginleriyle râhiplerini ve Meryemoğlu Mesîh’i Rab tanımışlardır; halbuki onlara da ancak tek mabuda kulluk etmek emredilmiştir. Ondan başka tapacak yok; o onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir.”
Tevbe Sûresi, 31

“Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde onun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz! O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”
Yûnus Suresi, 18

“Çünkü bir gün, onların hepsini bir araya toplayacağız ve dünyadayken Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıranlara: “Siz ve Allah’a ortak koştuğunuz o şeyler, durun yerinizde” diyecek ve böylece onları birbirinden ayıracağız ve o zaman Allah’a ortak koştukları kimseler, vaktiyle kendilerine kul köle olmuş olanlara, sizin tapınıp durduğunuz biz değildik.”
Yûnus Suresi, 28

“Bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar (gerçekte) Allah’a koştukları ortaklara tâbi olmuyorlar. Şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar.
Yûnus Suresi, 66

“Ve hani Allah, ey Meryemoğlu İsa diyecek, sen misin insanlara, Allah’ı bırakın da beni ve annemi iki tanrı tanıyın diyen? İsa da seni noksan sıfatlardan arı bilirim diyecek, hakkım olmayan bir sözü söyleyemem ki ben. Böyle bir söz söylediysem elbette bilirsin bunu. Benim içimde ne varsa hepsini mutlaka bilirsin sen. Fakat ben, senin bildiğini bilemem; şüphe yok ki sen gizli olan her şeyi, hakkıyla bilirsin.”
Maide, 116

Ayet-i kerimelerden yola çıkarak diyebiliriz ki, putperest kavimler, insanlık tarihi boyunca melekleri, peygamberleri, ilim sahibi kulları, rical ehlini, cinleri yahut mele-i alâ’yı (kainat meclisi) ilahlaştırmışlar, onlara temsil etmedikleri abartılı, çarpık yahut karşıt anlamlar yüklemişlerdir.

Merkür, Türk ve Altay mitolojilerinde ise “Mergen” ya da “Pergen” olarak isimlendirilir. Bilgelik sahibidir. Okçu, nişancı ve kahraman demektir.(14) Öz kültürümüzde Utarid olarak isimlendirilmiştir. Bu kullanım doğru ve yerinde olacaktır.

Mars

Roma mitolojisinde savaş tanrısıdır. Yunan mitolojisinde Ares’in dengidir. Homeros’un İlyada’sında zırh ve miğfer giymiş, kılıç, mızrak ve kalkan ile donanmış, uzun boylu, yakışıklı ancak gaddar tabiatlı olması hasebiyle(15) adı kaba kuvvetin simgesi olarak anılır. Romalıların soyunu dayandırdığı Romulus’un atası olduğu rivayet edilir. Mesnetsiz ve sebepsiz savaşlar meydana getirmesiyle ünlüdür. Kan dökmekten ve önüne geleni öldürmekten büyük zevk alır. Kana duyduğu hayranlık ile mars kırmızısı arasında paralel bir okuma yapılabilir. Afrodit (Venüs), Hepheistos’u Ares (Mars) ile aldatmış ve bu ilişkiden Harmonia (harmoni, uyum), Deimos (korku), Phobos (fobi) adında üç evladı olur.(16)

Uydularına Phobos ve Deimos isimleri verilmiştir.

Ares ve Afrodit – Hendrik de Clerck, 1615

Negatif bir mana muhteva eden asimile edici bir arketipsel sözcük olan Mars ifadesi yerine, öz kültürümüzde asırlarca kullanılmış olan Merih ifadesi tercih edilmelidir. Zira, mars arketipi, vahşet, dehşet ve şehvet çağırıcı bir rol üstlenerek insanı fesatlığa ve ziyana davet eder.

Jüpiter

Roma paganizminde, tanrıların ve insanların tanrısı olduğuna inanılan, en güçlü tanrıdır. Göklerin, şimşek ve yıldırımların hakimi olduğuna inanılır. Yunan mitolojisinde Zeus, Hitit mitolojisinde Teşup olarak geçer. Mısır paganizminde Ammon ve Etrüsk paganizminde Tinia ile melez özdeşliği vardır.(17) Titanomachy’nin (Tanrı ve Titan Savaşları) neticesinde Atlas’a gök kubbeyi (dünyayı) taşıma cezasını o vermiştir. Bereket ile özdeş kılınmıştır. Yağmur yağdırması için medet umulandır, uğruna kurbanlar verilendir. Tanrıların kralı olduğu için, taht ve asa ile sıkça betimlenir. Ölümlü ve ölümsüz, herkese aşık olabilmesi ve çapkınlığı ile ünlüdür. Eşi Metis’i yutması, Prometheus’u zincirlemesi, Thetis’i bir ölümlü ile evlendirmesi, tahtını korumak ve sağlamlaştırmak uğruna yaptığı başlıca eylemlerdir. Manipülasyon ve demagoji üstadıdır, telkin ve yalanları ile bilinir. Ensest ilişki kavramının da babasıdır. Kız kardeşleri Hera ve Demeter’in yanı sıra, öz kızı Persephone’ye dahi aşık olmuş, üstelik bu ilişkiden Zagreus isminde bir evladı olmuştur.

Lübnan’ın Baalbek kentinde Jüpiter Tapınağı

Dört ana uydusu bulunur. Her biri deccali yapıya uygun olarak isimlendirilmiştir.

İo

Yunan mitolojisinde, nehir tanrısı İnakhos’un kızıdır. Hera Tapınağı’nda bir rahibe iken Jüpiter (Zeus) kendisine aşık olur, lakin o Zeus’u reddeder. Bunun üzerine Zeus, onun rüyalarına musallat olur. Paralel zamanda, ülkesini korumak için kızını feda edecek olan baba İnakhos, İo’yu ülkesinden sürgün eder. Böylece Zeus, kendisini gizleyip şekil değiştirerek İo’ya yeniden yaklaşmak için fırsat bulur. Ancak Hera durumdan şüphelenir. Onun kuşkusunu yatıştırmak adına, Zeus, sevgilisini beyaz bir ineğe dönüştürür. Ancak Hera aldanmaz, ineği hediye olarak eşinden talep eder. Zeus her ne kadar onun fikrini değiştirmeye de çalışsa, onunla başa çıkamayıp İo’yu Hera’ya hediye eder. Yine de Hera yatışmayacaktır; Zeus’u inekten uzak tutmak için onu Argos Panoptis adlı canavarın gözetiminde tutmaya başlar. Argos, yüz gözü olan bir canavardır. Zeus, onu imha etmesi adına Hermes’i görevlendirir. Hermes, onun uykuya dalıp her bir gözünün kapanması için kavalını çalar. Bu olayın nihayetinde Hera, Argos’un gözlerini tavus kuşunun kuyruğuna koyacaktır.  

Argos’un imha edilmesiyle beraber Hera, ineğe dönüşmüş İo’ya mütemadiyen musallat olması adına bir at sineği yollayacaktır. Bu eziyete daha fazla tahammül getiremeyen İo onun yanından kaçar. Bosporus’u (İstanbul Boğazı) geçen kadın burada Prometheus ile karşılaşır. Prometheus ona gelecekte yeniden insan formuna döneceğinin ve Herakles adında bir evladı olacağının müjdesini verir. İo yolculuğunu Mısır’da nihayetlendirerek, Mısır’ın kralı Telegonus ile evlenir. Ondan Epophus adında bir evladı olur ve oğlu, Nil nehrinin kızı Memphis ile evlenir ve bu evlilikten Libya adında bir kız çocuğu dünyaya gelir.

Callisto

Arkadya kralı Lykaon’un kızıdır. Bakire tanrıça kılığına giren Zeus tarafından tecavüze uğrar. Hera, intikam hırsıyla onu bir ayıya dönüştürür. Calisto’nun evladı Arkas on beş yaşına geldiğinde, avlanırken annesiyle karşılaşıp yayını gerer. Tam oku bırakacakken Zeus devreye girerek, her ikisini de göğe yerleştirir. Callisto Büyük Ayı, Arkas ise Arkturos yani Ayı Çobanı olur. Ancak malumatı öğrenen Hera, öfkesinden çılgına döner ve deniz tanrıları Okeanos ve Tethys’ten yıldıza dönüşmüş olan ayının bir daha asla deniz sularında yıkanmamasını emreder. Bu sebeple Büyük Ayı asla batmaz.

Ganymede

Zeus tarafından İda Dağı’ndan bir kartalın yardımıyla kendisine şarap hizmeti sunması için kaçırılan, Homeros’un metinlerine göre ölümlülerin en güzeli olarak nam salmış bir erkektir. Bir diğer efsaneye göre ise, kartal kılığına girerek onu kaçıran bizzat Zeus’tur.

Zeus ve Ganymedes’i gösteren bir vazo – Metropolitan Museum of Art, New York

Europa

Dillere destan bir güzelliğe sahip Fenikeli bir kız olan Europa, boğa kılığına giren Zeus tarafından arkadaşları ile çiçek topladığı sırada kaçırılmıştır.

Ayrıca Metis, Adrastea, Amalthea, Thebo, Themisto, Himalia, Leda, Elara, Lysithea, Dia, Carpo, Euporie, Orthosie, Thyone, Mneme, Harpalyke, Herse, Kore, Cyllene, Callirrhoe, Aoede, Hegemone, Sinope, Megaclite, Pasiphae, Sponde, Hermippe, Praxidike, Thelxione, İocaste, Ananke, Arche, Pasithee, Chaldene, Kale, İsonoe, Aitne, Erinome, Taygete, Carme, Kalyke, Eukelade, Kallichore, Helike, Eurydome, Autonoe, Jüpiter’in diğer uydularından bazılarıdır. Her bir uydu NASA başta olmak üzere deccaliyet kuvvetleri ve aracıları tarafından putperest inanışlara paralel olarak adlandırılmıştır. Ancak her biri hakkında özet niteliğinde de olsa malumat vermek yazının ana maksadını saptıracağından, sadece isim olarak geçirmeyi uygun buldum.

Jupiter ve farklı mitolojilerde ona özdeş kılınmış diğer kelimeleri telaffuz etmek, bu arketipin çağırdığı eşcinsellik, ensest ilişki, vahşet, duygu sömürüsü, tecavüz, takiyye ve daha nice kavram ve eylemden bizi maalesef ki hissedar kılmaktadır. Ceddimiz bu gezegene Müşteri ve Erendiz isimleriyle seslenmeyi uygun görmüşlerdir. Onların yolundan giderek bu ifadelendirmeyi tercih etmek, hem yerli ve milli bir duruş olarak yerindedir, hem de bilinçaltımızı sakıncalı yönlendirmelerden uzak tutmak için oldukça sağlıklı bir hareket olacaktır.

Satürn

Roma paganizminde bir tanrı ve kraldır. Yunan mitolojisindeki özdeşi Kronos’tur. Zamanı yarattığına ve zamanların içinde yolculuk edebildiğine inanılır. Annesi tarafından eline verilen tırpan ile babasının hayalarını kesmesi, paganizmde tanrı kuşakları arasındaki çekişmenin ilk safhası olarak kabul edilir. Babasına yaptığı darbenin, kendisine de yapılacağı inancı ve çocuklarının kendi yerine geçmesi korkusuyla, doğumlarının hemen ardından öz çocuklarını yemesiyle ünlüdür.(18)

Çocuklarını Yiyen Satürn – Francisco Goya, 1819-1823

Roma paganlığında her sene onun onuruna her yıl Satürnalya Bayramı kutlanıyordu. Bir festival havasında geçen bu kutlamalarda insanlar kumar oynuyor, kurban edilerek yeniyor, pedofili, ensest, homoseksüel cinsel birleşmeler yaşanıyor ve şehirlerde toplu seks ayinleri yapılıyordu. Bayramın son günündeyse bazen bir domuz bazen de bir erkek kurban edilerek, kanı içiliyor ve eti çiğneniyordu. Kurban ise Güneşe adanarak, bereket getirmesi dileniyordu.(19) Jül Sezar’ın takvim reformunun öncesinde 17 Aralık’ta başlayan kutlamalar 6 Ocak’ta son buluyordu. Antik Yunan’da kutlanan Dionysos Şenlikleri de aynı zaman aralığında yapılmaktaydı. Çünkü Dionysos’un 6 Ocak tarihinde dostlarını korumak için bir oğlak, koç veya sığıra dönüşerek kendisini feda ettiğine, düşmanları tarafından da öldürülerek etinin çiğnendiğine, kanının içildiğine inanılıyordu. 325 yılında Putperest Birinci Konstantin tarafından düzenlenen İznik Konsili’nde tarihi kararlar alındı. İsa Aleyhisselam’ın bir tanrı değil, insan ve peygamber olduğunu öne süren Arius suçlu bulunarak mahkûm edildi. Ariusçuluk (Aryanizm) yasaklandı. Paskalya Bayramı olarak da bilinen Easter (Ostern) resmi bayram ilan edildi. Bu kavramın kökenine indiğimizde İskandinav Paganizmindeki Bahar Tanrıçası Ēostre ve Ostara arketip sözcüklerini görüyoruz.(20) Keza, Roma’nın Hıristiyanlığı kabulü olarak bilinen ancak özü itibariyle Hıristiyanlığın tevhid manasının tahrip ve tahrif edilerek paganist doktrinler ile harmanlandığı İznik Konsili’nin ardından 6 Ocak, İsa’nın doğumu olarak kabul edildi ve kutlanılır oldu. Nitekim günümüzde Hıristiyanlar, İsa’nın öldürüldüğüne inandıkları günü, şarabı İsa’nın kanı, şaraba banılan ekmeği ise İsa’nın eti olarak tasvir edip yemektedirler. Katolik Paganizminde Noel, Ortodoks Hıristiyanlık’ta ise Epifani Töreni olarak kutlanan günün tarihi gerçeklikler doğrultusunda hakikati üzerine okuma yaptığımızda karşımızda doğrudan Satürnalya Bayramı’nı buluyoruz. Ayrıca İngilizce başta olmak üzere bütün anglosakson dillerde bulunan Saturday (cumartesi) ismi de bu putperest arketipin devamı adına yapılmış sayısız biçimlendirmeden sadece bir tanesidir. Devam eden yıllarda Roma Katolik Kilisesi başlangıcı 23 Aralık olan kutlamaların tarihi üzerinde ikinci bir değişikliğe giderek, bu kutlamayı 25 Aralık tarihine sarkıtmıştır. Aynı zamanda bu tarih, Mısır paganlığında Osiris’i anmak adına yapılan Lamba Festivali’nin de başlangıç tarihidir. Üstelik Dionysos’un doğum tarihinin de 25 Aralık olduğuna inanılmaktadır.(21) Aynı zamanda İsa’nın doğum günü de, putperest kilise tarafından bu tarihe sarkıtılmıştır. Günümüzde de 17 Aralık’tan itibaren ağaçlar, yollar, evlerin süslenmesiyle beraber festival başlamış kabul edilmektedir.(22)

Pompei Kentinde bir Saturnalia Festivali. İnsanlar kumar oynuyorlar.
Twelfth-night (The King Drinks) – David Teniers the Younger, Avrupa’da Noel (Saturnalia)

Satürn’ün uyduları, deccali terminolojiye uygun olarak Pan, Daphnis, Atlas, Prometheus, Pandora, Epimetheus, Janus, Aegaeon, Mimas, Methone, Anthe, Pallene, Enceladus, Tethys, Telesto, Caypso, Dione, Helene, Polydecues, Rhea, Titan, Hyperion, İapetus, Kiviuq, İjiraq, Phoebe, Paaliaq, Skathi, Albiorix, Bebhionn, Erriappus, Skoll, Siarnaq, Tarqeq, Greip, Hykorrin, Jarnsaka, Tarvos, Mündilfari, Belgelmr, Narvi, Suttungr, Hati, Thymr, Garbauti, Aegir, Bestla, Fenrir, Surtur, Kari, Ymir, Loge ve Fornjot gibi negatif-arketipsel sözcüklerle isimlendirilmiştir.

Yakın zamana değin bu arketipsel sözcük yerine Zuhal ifadesi kullanılıyordu. Bu kelamın, gerek şuur duruluğu ve berraklığı adına, gerekse de kültür ve lisanımıza sahip çıkarak asimile olmamak maksadıyla kullanılması yerinde olacaktır.

Uranüs

Teleskop ile keşfedilmiş ilk gezegendir. Diğer isimlendirmelerin aksine Uranüs, Roma paganizminden değil, Grek paganizminden dile yansıtılmış arketipsel bir sözcüktür. Roma mitolojisindeki özdeşi Caelus’tur. Gaia’nın oğlu ve aynı zamanda kocasıdır. Birleşmelerinden titanlar, hekatonkheirler ve kikloplar peydah olur. Ancak tüm evlatlarını yeryüzünün karnında saklamaya zorlayan Uranüs, Gaia’nın, Satürn’e verdiği tırpan ile hadım edilir. Bu vaka, pagan mitolojisindeki ilk iç savaş ve darbe olarak yorumlanacaktır. Onun cinsel organından akan kan ve meni ile Gaia yeniden hamile kalarak Venüs’ü doğurur.

Satürn tarafından hadım edilen Uranüs – Giorgio Vasari ve Cristofano Gherardi

Beş büyük uydusunun ismi, Miranda, Umbriel, Ariel, Oberon ve Titania’dır. Küçük uydularından bazıları ise Cordelia, Ophelia, Bianca, Cressida, Desdemona, Juliet, Portia, Rosalind, Belinda, Puck, Caliban, Stephano, Trinculo, Sycorax, Prospero, Setebos olarak adlandırılmıştır. Bu isimlerin büyük kısmının da putperest terminolojide karşılıkları bulunur.

Diğer seyyarelerin aksine Uranüs’ün keşfi daha yakın bir tarihe rast geldiğinden, araştırmalarım neticesinde bu arketipsel sözcüğü karşılayan bir seçenek bulabilmiş değilim. İşin hakikati, 13 Mart 1781 tarihinde William Hershel tarafından, çıplak gözle değil, teleskop yardımıyla gözlemlenebilmiş ve kâşif onun bir gezegen değil, yıldız olduğuna kanaat getirmişti ve onu dönemin kralının adıyla (3. George) müsemma kılarak, Gerogium Sidus (George’un Yıldızı) olarak adlandırdı. Ve ancak elbette ki egemen putperest zihniyet, zaman içerisinde bu ismin kalıcı olmasını engelleyerek, onu da arketipsel negatif bir ifade ile değiştirecekti.(23)

Şahsi kanaatim, doğu alimlerinin bu keşfe ulaşamamasının, insanlığın kaderinde meydana gelecek bazı önemli değişimler alakası olduğu yönündedir. Zira keşfe müteakip Fransız İhtilali ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşu hadiseleri söz konusudur ki, bu iki vaka, yakın geçmişe derinden tesir etmiştir.(24)

Her ne kadar bugüne dek muadil bir kelime üretilmemiş ve kullanılmamış da olsa, olumsuz çağrışım ve davet ihtiva eden mevcut sözcük yerine, göklerin hanı manasına gelen Gökhan isminin kullanılmasını öneriyorum. Örgütlü ve kademeli bir çabanın neticesinde, bu ifade yaygın hâle gelerek meşruluk kazanacaktır.

Neptün

Roma mitolojisinde deniz ve su tanrısıdır. Yunan paganizminde, Poseidon, Hint paganizminde Shiva ile özdeştir. Trident adı verilen üç dişli bir yaba kullanır ki bu nesne ve kavram, hıristiyan paganizminde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.(25)

Fountain of Neptune, Bologna
Birçok çizgi film, manga veya oyundan aşina olduğumuz, elinde trident tutan standart bir demonik varlık

Seyyarenin bilinen 14 uydusu bulunuyor. Bu uydular Naiad, Thalassa, Despina, Galatea, Larissa, Proteus, Triton, Nereid, Halimede, Sao, Laomedeia, Psamathe ve Neso olarak isimlendirilmiş. Elbette ki tüm bu kelimeler, negatif çağrışımlı ve kortekse etkileri hasebiyle de genetik ve kültürel hafızadaki olumsuz tesirleri tetikleyen arketipsel sözcükler.

Ayrıca Wahington Carnigie Enstitüsü’nden Scott Sheppard ve Hawai-Hilo’daki Gemini Gözlemevi’nden Chad Trujillo, gezegenin L5 olarak da adlandırılan Lagrange noktasında bir grup truva asteroidi olduğunu saptadılar. Nasıl ki Poseidon’un Truva’da ördüğü büyük duvarlar, içeridekileri koruduysa; truva asteroitlerini de Lagrange noktaları korumaktadır. Bu isimlendiriliş de apaçık şekilde pagan mitolojisine bir atıftır.(26)

Sözün özü, olumsuz çağrışımları olan Neptün tabirini kullanmak yerine, Türk mitolojisinde de yer alan olumlu bir tinsel karşılığı olan denizlerin hâkimi manasını ihtiva eden Talayhan(27) ifadesini kullanmayı ve yaygınlaştırmayı öneriyorum.

Plüton

Roma paganizminde yeraltı dünyasının hükümdarı olan sözde ilahtır. Yunan putperestliğinde Hades ile özdeştir. Aman bilmez, insafı olmayan, hiçbir yakarış, sunu yahut kurban kabul etmeyen, gaddar yönü ile kavramsallaşmıştır ve bu ifadenin bilinçsiz her kullanımında, zikreden kişi, bu olumsuz manalarla ilişkili ve onlara hissedar olur. Yahudi henoteizminde ise yine Hades lafzıyla kullanılmış olup, aynı zamanda şahsa dair bir anlamdan uzaklaştırılarak da Şeol lafzıyla Ölüler Diyarı anlamında kullanılmıştır.(28) Ayrıca Matta’da defalarca kullanılmış ve atıflarda bulunulmuş bir kavram, Hıristiyan politeizminde oldukça mühim bir yer iştigal etmektedir.(29)

Hades ve Kerberus – Girit Arkeoloji Müzesi

“Ama Yakup, ‘Oğlumu sizinle göndermeyeceğim. Çünkü kardeşi öldü, yalnız o kaldı. Yolda ona bir zarar gelirse, bu acıyla ak saçlı başımı Şeol’e götürürsünüz.’ dedi.”

Yaratılış 42:38

“Ölüler ülkesinin tanrısı Hades’in dünyada bir gücü yoktur, Çünkü doğruluk ölümsüzdür.”

Bilgelik 1:15

Hades’i, zatına atfedilen olumsuz manalardan berî kılıp, varlık zeminine inmeye gayret ettiğimizde, paganist mitolojileri oluşturan bütün kavramlarda gördüğümüz çarpıtmaların bir benzerine şahit oluyoruz. Referans noktamıza Kur-an’ı Kerim’i alıp onu üzerine iliştirilmiş iftira ve yalanlardan arındırdığımızda karşımızda Mâlik isminde bir melek ve/veya esmanın belirdiğini görüyoruz.(30)

“Ve ey Mâlik diye bağıracaklar, yalvar Rabbine de öldürsün bizi; Mâlik, şüphe yok ki siz diyecek, ebedî olarak azaptasınız.”

Zuhruf Suresi, 77

Mâlik sözcüğünün etimolojik derinliğine indiğimde, karşımda mülk lafzı ve m-l-k kök harfleri beliriyor. Bu kök diziliminin öz itibariyle İbranice olduğunu görüyorum.(31) Direkt bir çağrışım, bizi Molek lafzına intikal ettiriyor. Molek ise, yüce kitabın bahsettiği hakikatteki tevhîdi anlamdan uzaklaştırılıp, iftira ve mübalağalar ile anlamı kirletilip değiştirilen, Ammanlıların, Kenanilerin ve Fenikelilerin tapındıkları bir sözde ilâha dönüştürülüyor. Bahsi edilen kavimler ise Hinnom (Ge-hnnom) adı verilen bir vadide, bu sözde ilâh adına kurbanlar veriyorlardı. Sonradan cehennem lafzının kökünü oluşturarak burada demini bulan kelime, yeniden Adem Aleyhisselam’ın getirdiği tevhîd bilgisinin hakikatini temsil eder hâle gelecektir.(32) Bu metodoloji, sapkın zihniyetler ile anlamı yozluğa sürülmüş tüm mitolojik varlıklar adına yapılabilmekte, bu sayede zatlarının temsil ettiği hakikat bilgisi açığa çıkarılmaktadır.

Diğer tüm gezegenlerin aksine, muadil olarak hiçbir kelime üretilmemiş, bu doğrultuda tartışmada dahi bulunulmamıştır. Şahsi kanaatim, yüzeyinde gökdelen büyüklüğünde devasa bıçakları andıran buzul dikitleri bulunan bu gezegene, Buzbıçak ya da şairane bir söylenişe sahip olup buzluk, buzhane manalarına gelen Berfîdan demek yönünde olacaktır.

Plüton yüzeyindeki buzdan dikitler

Ceres

Gezegen, 1 Ocak 1801 tarihinde, İtalyan gökbilimci Giuseppe Piazzi tarafından bulunmuş ve bu cisme Sicilya’nın koruyucu tanrıçası olduğuna inanılan Ceres’in ismi verilmiştir.(33) Roma mitolojisinde anne sevgisinin ve büyüyen bitkilerin tanrıçası olduğu kabul edilir. Yunan mitolojisinde Demeter’e denktir.

Demeter yas içinde – Peter Paul Rubens, 1620 – 1628

Her ne kadar bahsini ettiğimiz diğer paganist isimlendirmeler kadar olumsuz bir manası haiz olmasa da, tahrifattan nasibini alarak anlam yıkımına uğramış Ceres ifadesini kullanmak yerine, seyyareye Osmanlıca’da gölgeli anlamını karşılayan Sâyedar lafzı ile müsemma kılmayı kendimce uygun gördüm.

Şimdi ana sadedimize ve meselemize geri dönüyorum. Kısa bir zaman evvel, günler, özel günler, icatlar, keşifler, araç ve gereçler, yazılımsal teknolojiler, markalar, televizyon programları ve dahası nice alanda, söylendiği ve işitildiği takdirde “zikir” hükmüne geçerek çağırıcı bir rol üstlenen birçok negatif sözcük bulunduğunu ve maalesef ki bu isimlerin sayısının hızlı bir ivmelenme ile günlük hayatımızdaki kullanım alanlarının ve sıklıklarının giderek arttığını fark ettim. Öyle ki ilk konu başlığımda hedef tahtama yerleştirdiğim gök ilminde dahi on binlerce negatif ifadelendirmenin bulunduğunu ve bu isimlerin ekseriyetinin ihtiva ettikleri anlam ve harekete geçirdikleri tesir yönüyle zihnimizin derinlerindeki olumsuz arketiplerle doğrudan ilişki içerisinde bulunduğunu gördüm. Bu kapsamda, genetik, epigenetik hafıza ve kültürel arka plan ile bilinçaltında meydana getirdikleri uyumsuz davranış ve çatışma güdülerini araştırıp bilince çıkararak manevi bir çözümleme sürecine girmeye niyet etmiş bulunuyorum. Ancak yalnızca birkaç gezegen ve temsili karşılıkları üzerine, özetin de özeti niteliğinde bir metin oluşturmak dahi onlarca saatimi aldı. Zor ama heyecanlı bir süreçti. Nihayetinde, bu metin ile temas edene ne denli bir farkındalık kazandırdım/kazandırabileceğim yahut nasıl bir çözümsellik önerdim/önerebileceğim bilemiyorum; bu kabiliyetim ve kabiliyetiniz ölçüsünde takdirinize kalıyor. Umarım ki yararlı olabilmişimdir. Bu bağlamdan çok uzağa taşmadan, kuvvetim ve ilmim nispetinde araştırmalarımı kuvvetlendirerek düzenli olarak paylaşımlarımı sürdürmeye çalışacağım. Yolumuz açık olsun; Allah bizi ihlaslı kullarından kılsın.

Selam ile.


Kaynakça

  1. https://www.etymonline.com/word/astrology
  2. https://www.etymonline.com/word/logos
  3. Measuring the stars
  4. https://www.etymonline.com/word/venus
  5. https://goddessinspired.wordpress.com/2012/05/13/the-original-venus-goddess-of-heaven-earth-and-the-underworld/
  6. https://gizliilimler.tr.gg/Aphrodite–k1-Ven.ue.s-k2-.htm
  7. https://johncarlosbaez.wordpress.com/2014/01/04/the-pentagram-of-venus/
  8. https://www.churchofsatan.com/history-sigil-of-baphomet
  9. Şamanizm: İnanç ve İbadetleri
  10. https://www.imdb.com/
  11. https://www.etymonline.com/word/Mercury#etymonline_v_14662
  12. http://romanpagan.blogspot.com/2013/01/the-nature-of-mercury.html
  13. https://tarihvearkeoloji.blogspot.com/2014/04/hermes-merkur.html
  14. Türk Söylence Sözlüğü, Deniz Karakurt, Türkiye, 2011
  15. Homeros İlyada v. 893; Hesiod Theogony 921; Apollodorus. i. 3. 1
  16. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ares
  17. Zeus hakkında 25 önemli bilgi
  18. https://www.theoi.com/Titan/TitanKronos.html
  19. https://www.history.com/topics/ancient-rome/saturnalia
  20. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/300600
  21. http://www.truthbeknown.com/dionysus.html
  22. https://www.simpletoremember.com/vitals/Christmas_TheRealStory.htm
  23. https://www.history.com/this-day-in-history/william-hershel-discovers-uranus
  24. http://www.hurriyet.com.tr/uranus-ve-dokuz-gezegenin-otesi-19421991
  25. http://www.antiktarih.com/2018/09/04/denizlerin-efendisi-poseidon/
  26. http://www.astronomidiyari.com/yazi/neptunun-truvalari/
  27. https://onturk.org/2011/03/08/oz-turkce-gezegen-adlari/
  28. Yahudilik ansiklopedisi Yusuf Besalel – 2001
  29. The International Standard Bible Encyclopedia
  30. https://www.islamawareness.net/Angels/murata.html
  31. https://www.answering-islam.org/Books/Jeffery/Vocabulary/part23.htm
  32. https://gizliilimler.tr.gg/Molek.htm
  33. Pannekoek, Anton (1989). A History of Astronomy. New York: Dover Publications. s. 352. ISBN 0-486-65994-1


Paganizmin Günümüze Yankıları: Bilinçaltı Tapındırma ve Güdümleme Siyaseti: Kelimeler

İşitsel ve Görsel Medya ile Toplumsal Dizayn

Âlim, Vedûd ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Bu yazımızda, elimizdeki imkan ve kabiliyetler dahilinde, gidilebilecek en eski tarihi kaydı referans alıp, sistemli ve örgütlü bir şekilde günümüze dek uzanan bir haritalandırma yaparak, kutsal yazıtlar, mitolojiler ve rahmani yahut şeytani ilham ile oluşturulmuş eserler üzerinden, bahsi geçecek ezeli ve tarihi düşmana karşı çok yönlü bir derleme meydana getirip, ana bir çatı dahilinde, zihnimde ve imgemde karşılığı olan tüm detayları bir nefeste aktarabilmeyi dilerdim; ve fakat içinde bulunduğum safhada, ne kuvvetim ne de ilmim böylesi bütüncül bir yaklaşım ile sadedi işlememe olanak tanımıyor. Bu nedenle, birazdan sözünü etmeye başlayacağımız karanlık odakları, tümevarımsal bir metot kullanarak, belki de yeri geldiğinde serseri bir dağılımla, bazen de kavramsal atıflar veya deliliğe teğet bir ilham ile, yine de olabildiğince açık ve sade, genişlemeye açık, eğer mümkünse de interaktif bir paylaşım ile, konuya alaka taşıyan takipçilerimizi de bu ağın içine dahil ederek ele almaya gayret edeceğim.

İlk fasılda, günlük hayatta kullandığımız kelimeler üzerine araştırmamı yoğunlaştırmayı doğru buldum. Zira dil (ses), görüntü ile beraber, Lüsiferyan, Satanist, Paganist ya da Siyonist gibi tanım ve nitelemelerle kastettiğimiz, kendilerini ancak kan yolu ile aktarılan bir seçkinler zümresine dair görenlerin(1) dünyaya dair maksatları, kendilerinden olmayanları erksiz kılarak onları köleleştirmektir. Bu metodolojinin tarihi dayanağı, Yakup Aleyhisselam’ın kızı Dina’nın evliliğine kardeşlerinin gösterdiği tepki ve bu tepkiselliğin, hazin sonuçları ile anlatılmaktadır.(2) Bu tarihi maksadın günümüze yansımasında, köksüzleştirme, örtülü bir ferdi ve toplumsal şahsi dizayn sürecinin altında eritilerek, işitsel ve görsel öğelerin çoğu dolaylı tekniklerin yardımıyla, bilinçaltı yönlendirme ve telkin metotlarıyla sağlanmaktadır.

 

Hiyerarşi Piramidi Gerçek mi?

Hakkında nice şey söylenip karalandı. Kimi odağımızdaki bu güruhtan söz ederken, onlara Yeni Dünya Düzeni dedi, kimi de insanlığı ve tarihi dizayn eden bu gizli ve gizemli yapıları farklı tariflerle adlandırdı. Oysa bir hakikat var ki, düşünüp sorgulayan nice akıl üst çatıyı oluşturan yapının, görünenle, devletler ve siyasi iktidarlarla sınırlı olmadığına inanmama eğiliminde bir yol tuttu; elinde somut bir kanıt olsun ya da olmasın, aksine kanaat getirmedi, getiremedi. Görsel ve yazılı medyanın birçok alanında, bu bahis ekseninde programlar yürütüldü, tartışmalar yapıldı. Kimi Masonlar dedi, kimi Cizvitler, Yahudiler, Opus Dei ya da Vatikan. Çok şey söylendi, fakat doğrusu hiçbir şey anlatılmadı. Aynı bahisler çalkalanıp durdu, ısıtıldıkça önümüze kondu. Oysa, bu ekran yüzlerinin, youtuberların yahut tiraj düşkünü dergicilerin, her katmanı sarmış ve yönetmekte olan ana çarkta, ancak küçük bir çark, hatta dişli oldukları, kendilerinin dahi görmediği, göremediği ya da görmezden geldiği bir hakikat oldu. Zira sistemin kendisini sürdürülebilir kılması için, kendi muhalefetini oluşturması ve beslemesi gerekliydi. Komplo teorilerini ayyuka çıkaracak kadar küresel ölçekte ses getirmiş Zeitgeist Belgesel Dizisinin kısa bir sürenin ardından, Laurence Rockefeller tarafından finanse edilmiş bir girişim olduğunun ortaya çıkması(3), sistemin işleyişinin nasıl olduğuna dair bir örnek teşkil edecektir. Netice itibariyle, bu isimler, kelimeler ve kalıplar, şuuraltımızda, duygu ve düşünce dünyamızda ve hayatımızın birçok alan ve noktasında, artık meşrulaştı ve karşılık bulur oldu. Buna mukabil akıllarımız bulandırıldı, doğru ve hakikatlerimiz zedelendi, çarpıtıldı, parçalandı ve yıkıldı. Eksik, çarpık ya da yanlış dahi olsa, bir toprak gibi, manevi arkaplanımızı ve zihni dünyamızı şekillendiren ve besleyen inanç paradigmaları köksüzleştirilerek içi boşaltıldı; varlığı tahrip edilmiş bu alanın yerine ise, sözümona, ancak kendi benliğini tatmin peşinde koşan komplo teorisyenleri ve yayıncılar tarafından, akla yatkın ve çözüm içeren, çok yönlü eylem planlarıyla da desteklenmesi gereken hiçbir zemin sağlanmadı, sağlanmak istenmedi. Sürecin nihayetinde, toplumun büyük kesimi ya duyarsızlaştırıldı ya da içine çekildiği ümitsizlik girdabıyla kuşatılarak güven duygusu harap edildi ve eylemsellik içeren hiçbir süreç ve yapının içinde kendisine artık yer bulamaz kılındı, kabuğuna terk edildi. Belki gülünç bir örnek olacak ama, sosyal medya hesaplarındaki gitgide artan “protected account” gerçekliği, bu güvensizlik ivmesi ile paralel okunabilir.

Şeytani Piramit ve Karanlık Örgütler

Kısa kesmek şu aşamada faydalı olacak. Ama özetle şunu söyleyelim, kademeli bir şekilde, bilinen tarihin tüm dönemlerinde, toplumu, “toplum, birlik, cemaat” kılan değerler, kendisini “seçkinler” olarak tasnif eden bir güruh tarafından zayıflatılmak istendi. Fransız İhtilali ile başlayan sürece müteakip, milletleri güçlü kaideler ile birbirine bağlayan tarihi-kültürel miraslar, yapay ve etnik kıstaslarla daha küçük parçalara bölündü, ayrıştırıldı. Sekülerizm ile, her ne kadar yoğunluklu olarak içten fethedilmiş, kalıp ve tabirleri değiştirilmiş dahi olsa, öze ve köke bağlantı yolları tüm tahribat ve tahrifata karşın yine de ayakta kalan dinler, inandırıcı masallar ile halı altına süpürülmek istendi ve yine de yankıları da tesirleri de günümüze dek süregeldi.

Bugün, ülkelerin, hatta vilayetlerin, semtlerin ve görüyoruz bu gerçekliği sokakların dahi, kendilerine ait, dil-kültür ve kavramları medeniyet ve kentsel dönüşüm gibi tabirler altında tahrip ve tahrif edildi, içi boşaltıldı. Çok değil, bir nesil evvelinde, bir sokağa giren yeni bir yüze, o sokağın bütün ahalisi dikkat kesilirdi. Bugün, bütün sokaklar, oranın yerlisi olmayanlar tarafından tacize ve tecavüze uğruyor. Elbette ki bu vakanın sonuçlarını, toplumsal perspektifte görüyoruz. İlerleyen konularda, detaylarıyla da ele alacağız. Yine paralel eksende, yakın geçmişte geniş aile yapısının rafa kalkması için verilen çok yönlü mücadeleyi görüyoruz. Medya araçları, popüler kültür, sinema ve diziler eliyle, insanın fıtrat ve hakikatine uygun düşmeyen, evrimsel ve kültürel gerçekliği ile asla örtüşmeyen çekirdek aile modelinin, süslü ambalajlar ile çekici kılındığına şahit oluyoruz. Üst nesilden (dede-nine), alt nesile şuur ve tecrübe aktarımının, en somut sabotajlarından biri olarak ele alabiliriz bu meseleyi ki takip eden süreçte, bireysellik vurgusunun şiddetle öne çıkarılarak insanın sabitleştirilip yalnızlığa itildiğini görüyoruz. Bugüne dek genel kullanıma uygun şekilde, icat olunmuş bütün alet ve araçların ana kullanıcı grubunu orta nesiller oluşturmuşken, günümüz mobil teknolojilerinin temelini oluşturan daha ilkel bilgisayar modellerinin, “oyunlar” üzerinden, ana kullanıcı kitlesi olarak alt nesli hedef aldığını görüyoruz. Hatta yaşı yetenler bilecektir, yakın zamana dek, “bilgisayar kullanmak” tabiri yerine, “bilgisayar oynamak” ifadesi yaygın olarak kullanılırdı. Elbette ki bu, dayatılmış bir arzın, alt okumalarından biri olarak ele alınabilir. Neticesi ise, henüz mutlak formuna ulaşmamış “deccaliyet aygıtının” istikrarlı kullanımının, alt nesilden üst nesillere sıçratılarak, tecrübe transferinin ters istikamete dönüşmesi arzusuydu. Sonuçlarından bahsetmek gerekirse, henüz konuşmayı sökememiş iki üç yaşındaki çocukların, geleceğin küresel dili emojiler (modern hiyeroglifler) ile iletişim becerisi sağlayabilmesi oldu. Bu dilin, şuuraltında nasıl bir tahribat ve tehlikelere yol açtığını ise daha sonra inceleyeceğiz. Lakin artık, üst nesil, öğretici-mürşid kişilikler olmaktan uzaklaşıp, öğrenen-öğrenemeyen, kaos girdabına sürüklenmiş ve sistem tarafından köşeye sıkıştırılmış-itilmiş fertler konumuna çekilmiş durumdadır. Hayatın ana akışında, vazife ve vaziyet almaktan uzaklaştırılmışlardır. Alt nesiller ise, adeta prensler, prensesler, efendiler gibi muamele görür olmuştur. Bir sahih hadiste, Hz. Nebî’nin, Cibril Aleyhisselam’ın kıyamete dair alametleri sorması üzerine verdiği, “Cariyenin efendisini doğurması, yalın ayak, başı kabak koyun çobanlarının şehirlerde yüksek binalarr yapmakta birbirleriyle yarışmalarıdır”(4) cevabı, adeta içinde bulunduğumuz zamana ışık tutmaktadır. Bu sayede alt ve üst nesil arasında kopukluk, toplumun kendi içinde parçalara ayrılışı, dini öğretiler ve sosyal-ekonomik doktrinlerdeki çarpıklık, bütün bir toplumu hayati arzlara ve algıdaki mütecaviz girişimlere karşı ürkekse de savunmasız, huzursuzsa da karşı koyamayacak kadar pasifleşmiş bir noktaya taşıdı.

 

Dil ve Kelimeler, Algı Manipülasyonunun Neresinde?

Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: “Haydi davanızda sadıksanız şunların isimlerini bana haber verin” dedi. (2/31) Melekler dediler ki: “Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki sen âlim ve hakîmsin.” (2/32) Allah-u Teâlâ şöyle dedi: “Ey Âdem! Onları isimleriyle bunlara haber ver.” Bu emir üzerine Âdem onları isimleriyle meleklere haber verince Allah-u Teâlâ şöyle dedi: “Ben size, ben göklerin ve yerin gaybını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim” dememiş miydim?” (2/33)(5)

Dille düşünüyor, dille yaşıyor, dille aktarıyoruz. Söylediğimiz ve işittiğimiz her kelam, şuurumuzun derinlerinde, ferdi yahut kolektif hafıza ve hakikatleri daima tetikleyerek onların canlı ve diri kalmasını sağlıyor. Ömrünü dil ve kelimeler üzerine yaptığı incelikli çalışmalara vakfetmiş saygın bir filozof ve matematikçi olan Ludwig Wittgenstein, bir dil tasavvur etmenin, bir yaşam biçimi tasavvur etmek olduğunu öne sürüyor. “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarını belirler” diyerek, lisan dağarcığındaki genişliğin ve yerliliğin kritik önemini vurgulayarak, bu çeşitlilik ve derinlik ile köklere bağlı kalabilmenin, yalnızca iletişim becerisini güçlendirmek anlamına gelmediğini, aynı zamanda, ferdin yahut toplumun fikir ve inanç dünyasının bütün bir zeminini inşa ettiğini ve paralel bir şekilde, bu zemine tesir edip onu genişletebileceğini anlatıyor.(6)

“Ve Rab Tanrı dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. Ve Rab her kır hayvanını ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı; ve onlara ne ad koyacağını görmek için adama getirdi; ve adam her birinin adını ne koydu ise, canlı mahlûkun adı o oldu. Ve adam bütün sığırlara ve göklerin kuşlarına ve her kır hayvanına ad koydu; fakat adam için kendisine uygun yardımcı bulunmadı. Ve Rab adamın üzerine derin uyku getirdi ve o uyudu; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapadı; ve Rab adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu adama getirdi.”(7)

İncil’de de kelam üzerinde durulmaktadır. Yuhanna İncili’nin ilk ayetlerinde bu bahse ilişkin şöyle söylenir: “Başlangıçta kelam vardı. Kelam, Tanrıyla birlikteydi ve Kelam Tanrıydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı. Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi. Tanrı’nın gönderdiği Yahya adlı bir adam ortaya çıktı. Tanıklık amacıyla, ışığa tanıklık etsin ve herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi. Kendisi ışık değildi, ama ışığa tanıklık etmeye geldi. Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek ışık vardı. O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi. Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular. Söz, insan olup aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük.”

Her ne kadar, kutsal metinlerde geçen kelam, kullandığımız fiziksel lisan ile aynı manada olmasa da, kullandığımız lisan, bu kelamın bir çeşit alt kümesi niteliğindedir. Kelam canlıdır ve canlı kılma özelliğine haizdir. İnançlar, milletler ve tarihte hatırlı bir iz bırakmak isteyen tüm oluşumlar, dille yaşar ve ancak dilsiz kaldıklarında ölürler. Tasavvufçu ve tıp adamı olan Münir Derman, bir sohbetinde Kuran’daki bütün ayetlerde Allah’ın kendisini önce işiten, daha sonra gören olarak tanımladığından söz ediyor ve “Görmeyen peygamber gelmiştir ama sağır peygamber gelmemiştir. Âyeti kerimede ‘Es Semî’ü’l- Basîr’ ‘Es-Semî’ esmâsı âyetde takaddüm etmiştir.” diyor.(9)

Bu girizgâhı daha fazla uzatmayalım. Gelecek yazılarımızda, muktedir düşmanın algı dünyamıza, dil üzerinden nasıl sızdığını, ne yönde ve şiddette bir tahakküme sebebiyet verdiğini detaylarıyla anlatmaya gayret edeceğiz. İlk fasılda ise muhtemelen gök bilimindeki negatif kelimeler üzerinde yaptığımız araştırmaları sizlerle paylaşacağız.

Selametle kalınız.

 

  1. “Çünkü siz, Rabb’iniz olan Tanrı’ya mukaddes bir kavimsiniz; Rabbiniz Tanrı, yeryüzündeki bütün kavimlerden kendine has kavim olarak sizi seçti” (Tesniye 7:6)
  2. Tekvin, Bab 34-35
  3. Emrah Alpat, Tunca Arslan, Erol Bilbilik, Haluk Hepkon ve Karin Liebhart, Zeitgeist Ne Anlatıyor? Der. Haluk Hepkon, Kırmızı Kedi Yy, Eylül, 2009, İstanbul
  4. Muslim 8, İbn-i Mace 63
  5. Kuran’ı Kerim, Bakara Suresi 31, 32, 33
  6. Ludwid Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus
  7. Tekvin, Bab 2. 7-22
  8. Yuhanna, Bab 1. 1-15
  9. Allah Dostu Der Ki