Posts tagged opus dei

Futbolun Tanrıları: Aslan Sembolü ve Galatasaray

Bir kudsi hadiste “Önce selâm, sonra kelâm” buyruluyor. Önce sizi selamlıyorum.

Evvelki yazılarımızda, dünyanın negatif kutbunu oluşturan ve temsil eden bir takım kuşkulu, karanlık odakların, olumsuz çağrışımları haiz arketipsel sözcükler ve remizler üzerinden, tıpkı kanserli bir hücrenin metastaz faaliyetini andıran bir kıvraklık ve yayılma politikası ile kendisini sonraki nesillere sinsice aktarıp meşruiyet kazanmasından söz etmiştim. Bu keşif doğrultusunda, kısa bir izah mahiyetinde, Paganizmin Günümüze Yankıları: Bilinçaltı Tapındırma ve Güdümleme Siyaseti: Kelimeler ve Gök İlmindeki Negatif Arketipsel Kelimeler başlıklı yazıları kaleme almıştım.

Müteakip zamanda gök ilmi dahilinde adeta bir özet mahiyetinde olan içeriğin kapsamını genişletip, daha köklü bir zemin üzerinde, itikadimiz doğrultusunda çözüm odaklı bir strateji ile de destekleyerek size sunmaya niyetliyim. Nitekim bu doğrultuda çalışmalarımızı da ekip olarak sürdürüyoruz. Yine de takdir edersiniz ki, bu husus, birkaç kişi dahi olsak, hayati ve harici meşgalelerimizden artırabildiğimiz küçük zamanlarda bir çırpıda altından kalkamayacağımız kadar çok yönlü, dağınıklığı kabul etmeyen ve titiz bir uğraş ile yoğunluklu bir çalışma isteyen ve tüm bu safhanın ardından, daha duru bir zihin ile demlenmeyi gerekli kılan bir sürece ihtiyaç duyuyor. Bu esnada, bahsi geçen uhdeyi gerçeklemeye gayretli olurken, bir diğer taraftan da ana bağlamımıza sadakatle, her ne kadar maksat edindiğimiz derinliği ve inceliği karşılamasa dahi en azından okura temas ettiği takdirde, akla şüphe ve tereddüt kıvılcımlarını zerk ederek belki de dimağdan dimağa uzanıp büyüyerek hırçın değilse de idraksiz olmayan bir aksiseda hâlinde vücûda geleceğine inanç duyduğum; mücadele ve mücahede gayemizden uzak olmayan; küresel nispette, hususiyetle de toplumsal ölçekte tesirli; bir meşgale olmanın çok daha ötesinde, alaka duyanı adeta bir girdap gibi zoraki içine davet ederek hızlıca arzulu bir davaya, ateşli bir inanca dönüşebilen futbol sektörünün dahilinde boy gösterip adını da tarihe kazıyabilmekte maharet göstermiş muayyen futbol kulüpleri ile ihtiva ettikleri paganist arketiplere değinerek, bu temsiliyetin aslında hiç de masumane olmadığını adeta sesli bir şekilde düşünür gibi sizinle paylaşıp bu simgesel yerleştirmenin maksadı ile olası sonuçlarından dem vuracağız. Galiba tuhaf şekilde uzun bir cümle oldu bu.

Aslan Simgesinin Metafizik Kökleri ve Galatasaray

Araştırmam neticesinde, tarihin çeşitli safhalarında, aslan remizinin hemen her coğrafyada, birçok kavim tarafından kullanılıp benimsendiğini tespit ettim. Karşıladığı anlam yönüyle, mekân ve hükümdarların bekçisi, sözde ilahların koruyucusu yahut koruyucu bineği olarak tasvir edilen bu simgenin, paganist ikonografide oldukça önemli bir yer tuttuğunu gördüm.(1)

Oldukça kuvvetli bir anlama sahip olan bu putperest arketip, bilhassa geleceğin etkin kuşaklarını oluşturacak çocuklar başta olmak üzere toplumun tümünün bilincinin en derinlerine, gerek dolaysız ve açık yöntemlerle, gerekse de alegorik metodolojiler ile maksatlı bir şekilde yerleştirilerek işleniyor. Basitçe bir örnekle izah etmek gerekirse, yediden yetmişe hepimiz, aslanın “ormanlar kralı” olduğuna, kayıtsız şartsız bir biçimde, adeta iman etmiş vaziyetteyiz. Oysa aslan bir orman canlısı dahi değilken, masallar ve çizgi filmler başta olmak üzere, birçok kanal üzerinden bu imge egemen zihniyet tarafından itina ile şuuraltımıza yerleştirildi.

THE LION KING (1994)

1994 yılında gösterime girmiş “The Lion King” filminin afişi.

Yukarıdaki görselde bulunan ışık huzmesine dikkat ediniz. Aynı biçimi Satanist ve Lüsiferyan örgütlenmelerin armalarında, Dolar başta olmak üzere çeşitli para birimlerinde, birçok film kapağı ile ürün ambalajında ve birazdan paylaşacağım Lucifer görsellerinde görebilirsiniz.

The Lion King, 80’ sonrası neslin düşünce ve mâna dünyasında oldukça derin bir tahribata yol açmış, putperest remizlerin maksatlı olarak viral ve sübliminal yöntemler ile işlenerek bilinçaltının derinlerine zerk edildiği, oldukça ses getirip gişe rekorları kırmış Disney yapımı bir çizgi filmdi.

Disney, kurulduğu 1923 yılından günümüze dek, 300’ler (The Olympians) başta olmak üzere, Satanist ve Lüsiferyan odakların silahtarlığını üstleniyor. Bu şirket, neredeyse bir asırlık dilimde, milyarlarca insanın, özellikle de geleceğin yetişkinlerini oluşturacak sayısız çocuğun, mâna ve hayal âlemine adeta bir truva atı gibi sızarak korkunç bir ziyana yol açmaktadır. Fakat bu bahis başlı başına bir yazı konusu olup çok su kaldıracağı için, şimdilik yola birkaç ekmek kırıntısı serpiştirmekle yetinerek ana sadede geri dönüyorum.

Aslan Kral: Simba filminin bir başka kapağı

94’ yılında çocuk olanların, yetişkinlik zamanlarında, yukarıdaki görseldeki bedensel geometriye uygun bir bedensel biçimleniş ve iç çamaşırı kullanmaya yönelik tercih geliştirdiğini görüyoruz. Nitekim, Jennifer Lopez, Shakira gibi, “popo” ile özdeşleşmiş “pop ikonlarının” palazlandığı dönem de, 2000’lerin başı ve müteakip yıllara tekabül etmektedir.

Kadınların iç çamaşır tercihlerindeki tarihsel değişimi anlatan sembolik bir görsel.

Elbette ki yukarıdaki tablonun oluşmasında arz, talebin önünde yer almaktadır. Zira, egemen “deccali sistem”, sübliminal metodolojileri ile, şuuraltımızda gizli arz inşa ederek, uygun zaman çattığında ve söz konusu taklîdi bir talep iç dünyamızda ve düşüncemizde hasıl olduğunda, karşımıza, her sektörde hâkim konumda bulunan “elleri” ile bu ürünleri, kibarca dikte ederek dolaşıma sokar. Bu sırada, önceki varyantlar usulca imha edilerek unutturulur.

the lion king sex ile ilgili görsel sonucu
The Lion King filminden bir başka sübliminal sızıntı

Konumuza geri döneyim. Antik mısırda, firavunları rab edinen kavimler, hanelerinin önlerini kendilerini korumaları maksadı ile aslan motifleriyle süslüyorlardı. Bu geleneğin devamını, sıradan bir Avrupa sokağında yürürken kafanızı kaldırıp etrafınızı şöyle bir incelediğinizde görebilirsiniz. Yahut İstiklal Caddesi’nde, Karaköy’de veya Pera’da bir konsolosluğun ya da tarihi bir yapının önünde bulunduğunuz sırada pekâlâ görebilirsiniz. Öyleyse bu âdetin tarihi kökenine değinelim.

Aslanlı Yol, Anıtkabir – Ankara

Babil putperestliğinde aşk ve savaş tanrıçası olan İştar, yanında koruyucu bir aslanla tasvir edilirdi. Keza, İştar’ın Sümer mitolojisindeki özdeşi İnanna da yedi koruyucu aslan tarafından çekilen bir savaş arabasının üzerine ya da direkt olarak aslan biçiminde resmediliyordu.

İştar ve koruyucu aslanları
Buddha ve Aslan – Chang-hua, Taiwan

İştar ve İnanna’nın, Pers ve Roma paganlığının dayatılan, meşrû inancı olan Mithra Dini’ndeki karşılığı ise Anahita’ydı. Anahita’nın da yukarıda bahsini açtığım diğer sözde ilaheler gibi “ışık getiren” manası haizdi ve gerek metinsel, gerekse de görsel tüm tasvirlerinde, aslan ya da aslanlar ile resmedilmişti.(7)

Mitha Dininin sözde ilahesi Anahita (Lucifer) ve koruyucu aslanı

Bu sahte rabların, Grek mitolojisindeki karşılığı Afrodit, putperest Roma İmparatorluğu’ndaki dengi ise Venüs’tü.(17) Şu ana dek bahsi geçmiş sahte rabların her biri ise, Hıristiyan politeizmi ve Yahudi henoteizminde Lucifer’e özdeş kılınmışlardı.(8) Aslan motifinin Lusiferyan bir motif olduğuna dair iddiamızın nesebi bu verilerdir.

Keza tevhîdi geleneğin tahrif edilmesiyle beraber, Çin Budizmi’nde de aslan motifinin, bazen ilâhi bir manaya karşılık gelerek, bazen de hükümdarın kendisinin, tahtının yahut ilâhi bir kutun temsili olarak kullanılır olduğunu görüyoruz.(3)

Keza tarihin en azılı putperestlerinden olan Birinci Konstantin tarafından tertip edilen İznik Konsili ile birlikte, İbrahimi geleneğin devamı olan tevhid dini Hıristiyanlık, Mithraizm’in putperest gelenekleri doğrultusunda tahrif edilmiş ve tevhîdi mânası adeta sökülüp alınmıştı. Bu konsilin ardından Ariusçuluk (Aryanlık) yasaklanmış, ancak tek bir ilaha ve İsa’nın onun elçisi olduğuna inanan salih müminler cezalandırılıp idam edilmişler; kalabalıklar hâlinde soykırım ve mezalimlere uğramışlardı. Hakiki Kitab-ı Akdes’in yerinde ise, putperest geleneğin izlerini taşıyan sahte kitaplar bulunuyordu. Bu kitaplarda İsa Aleyhisselam, “Yahuda soyunun aslanı” olarak anılıyordu. Bu çok çirkin bir yakıştırmaydı ve anlamı da düpedüz şuydu: Rahmani din, soyunu Yahuda’ya dayandırıp kendilerini seçilmiş bir soy kabul ederek dünyanın yöneteni olma iddiasına soyunmuş zalim bir kavim olan Yahudiler tarafından ele geçirilerek maskelenmişti!

“Yahuda bir aslan yavrusudur. Oğlum benim! Avından dönüp yere çömelir, Aslan gibi, dişi bir aslan gibi yatarsın. Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir?”

Yaratılış, Bab 49:9

Yahuda, Hz. Yusuf‘un kuyuya atılmasından müsebbib, büyük ağabeyiydi. Ayrıca yazılı tarihin ilk soykırımına imza atmıştı. Öz kardeşi Dina’nın kocası ile, onun bütün bir kavminin haince katledilmesine önderlik etmişti.(5) Çünkü onun, Sümerlilerin Ardıllık Kanunu(6) olarak adlandırdıkları, imtiyazlı bir nesebe, seçkin bir soya itikadı vardı. Kıskançtı ve vahşî idi. Şu gün, dünyadaki deccali mülki çarkın idarecisi, soyunu Yahuda’ya dayandıran bir avuç Yahudi’dir. Oysa Kuran’ı Kerim’in nüzûlü ile, “ardıllık kanunu” olarak adlandırılan soya dayalı imtiyaz lağvedilmiş; tüm insanların birbirine “ümmet bağı” ile bağlı kılındığı deklare edilerek, bir güruhun, başka bir güruha olan üstünlüğü ebediyyen bertaraf edilmişti.(18)

Frig mitolojisinde de sözde bir ilahe olan Kibele, koruyucu aslanları ile resmedilmişti. Günümüze aksetmiş bütün kayıt ve tasvirlerde, onun da harp arabasının aslanlar tarafından çekildiği görülmektedir.(9)

Kibele ve koruyucu aslanları

Hıristiyanlığın din-i hakikisinin, putperest Roma’nın eliyle tahrifata kurban verilişinin ardından, Meryem Validemiz de aslan başlı bir tahtta otururken tasvir edilmişti. Bununla birlikte iki aslan tarafından himayet altında bulunduğu tasvirleri de çizilmişti. Üstelik bu tahrif geleneği ondan sonra da devam etti. Müteakip yıllarda yaşamış birçok azize, Lucifer ile özdeş kılınıp, koruyucu aslanları ile tasvir edilerek bu doğrultuda rivayetler yaygınlaştırıldı.

Azize Tekla

Aslan simgesini kudsi gören bir başka gelenek de İskit (Saka) putperestliğiydi. Aslan, İskit mitolojisinde sözde ilah Arti-pasa’nın sıfatı, Oestosyru‘nun ise vasfıydı.(11)

Ayrıca bu figüratif sızıntı diğer itikadi biçimlerdeki sıklığıyla olmasa da bir ölçüde İslami kültüre de isabet etmişti. Bu bağlamda, tasavvuf kelamında “nefs”e dair isabetli bir remiz olarak kullanılmış aslan alegorisini maksatlı bulmuyor, hatta faziletli ve ulvî bir niyet üzerine bina edilmiş görüyorum. Yine de kapsam dahilinde, tahrifat maksatlı teşekkül eden birçok tasvir ve ifade maalesef ki bulunmaktadır. Özellikle Miraç hâdisesini işleyen bazı minyatürlerde, aslan motifi, Hz. Muhammed (s.a.v) ile beraber işlenmiştir.

İran, Kazvin menşeîli bir Miraç minyatürü. Sol üst tarafta aslan motifini görüyoruz.
Babür ya da Deccan Hanedanlığı bünyesinde, Hint coğrafyasında tasvir edilmiş bir Miraç minyatürü. Sağ-üst yönde aslan motifi bulunmaktadır.
İran yahut Hint kökenli Miraç konulu bir başka minyatür

Konu dahilinde çok daha kapsamlı bir açılım elbette mümkün görünmektedir. Ancak iddiamız açısından mevcut verilendirme ile ezoterik özdeşimi yeterli görüyorum. Bu ilintilerden hareketle, aslan simgesinin, pagan okültizminde yer eden tesirli bir sembol olduğunu elimden geldiğince açıklamış bulundum.

İngiliz Kraliyet Arması
İsrail Devleti Arması
Rothschild Hanedan Arması
Rockefeller Hanedan Arması
İngiltere’nin Büyük Mason Locası’nın arması
Kurgusal bir mitoloji olan Game of Thrones dünyasında, Lannister Hanedanlığı’nın arması. Game of Thrones, neredeyse yıkım boyutunda toplumsal bir dezenformasyon meydana getiren deccali bir yapımdır. Bu konu özelinde alegorik bir çalışma yapmaya gayret edeceğiz.

Galatasaray ile Paganizm Alakası

Aslan simgesi, futbol kulüplerinin armalarında, genel olarak bir biat ve sadakat göstergesi olarak kullanılıyor.

Chelsea, Sunderland, Aston Villa, Middlesbrough, Millwall, Burnley, Olympique Lyon, Socheaux, Real Zaragoza, Osasuna, Bayern Leverkusen, TSV 1860 Munich, Sporting Lizbon, Glasgow Rangers ve sair nice takım kut simgesi olan aslan figürünü sözünü ettiğimiz deccali odaklara bağlılıklarını gösteren bir maksatla kullanan kulüplerden bazıları. İsmini andıklarımız haricinde, Ajax, Juventus, Roma, Lazio, Genoa, Manchester United, Barcelona, Real Madrid, Sevilla, Hertha BSC gibi kulüpler de tartışmaya olanak bırakmaz bir açıklık ve kesinlikte, isim, simge ve/veya slogan ile şarkılarında, paganist ögelere yer tanımış futbol kulüplerindendir. Her birine, tarihleri, kurucuları, şüpheli başarıları, sloganları, marş ve şarkıları, armaları ki hatta isimleri üzerinden, doğrusal bir ilişkilendirme kurarak değineceğim. Ancak yerel bir anlamı bulunması hasebiyle, aslan alegorisi dahilinde kuracağım ilk bağlantının, Galatasaray üzerinden olmasını yerinde gördüm.

Bilindiği üzere Galatasaray Spor Kulübü, kendisini “Mektepliler” olarak takdim eden Galatasaray Lisesi‘ne mensup bulunmuş bir güruh tarafından kuruldu. Kurulduğu günden, günümüze uzanan süreçte, üst düzey yöneticilerinin birkaç istisnai şahsiyet dışında ekseriyeti mektepliler arasından seçilmişti. Mustafa Cengiz ve Adnan Polat haricindeki tüm başkanlar da mektepliydi. Bir dipnot olarak belirtmekte fayda görüyorum, bu iki müstesna şahıs da, Galatasaray’ın ekonomik olarak tarihi bir çıkmazda bulunduğu kritik zamanlarda kulüp başkanlığına seçildi.

Galatasaray, adını Yunan mitolojisinde bir deniz perisi olan “Galatea”dan almaktadır. Yaşamının uzun yıllarını dinler ve gizli örgütler üzerine yaptığı derinlikli araştırmalara vakfetmiş olan rahmetli Aytunç Altındal, Galatasaray’ın bir mason takımı olduğunu iddia etmişti.(12)

Pygmallion and Galatea – Auguste Rodin, 1908
Aytunç Altındal’ın başka bir söyleşisinden yaptığım alıntı
galatasaray logosu mason ile ilgili görsel sonucu
Sankt George Avusturya Lisesinin amblemi ile Galatasaray’ın amblemi arasındaki benzerlik.

Ayrıca görseldeki kombinasyonu tıpkısı ile Sporting Gijon ve Sevilla kulüplerinde de görebilirsiniz. Bu iki futbol kulüpü de Opus Dei ve Papalık ile alaka hissettiren makul kuşkular nedeniyle radarımıza takılmıştı. Simgenin okült mahiyeti, Discovery Channel’in yayınladığı Drew Pritchard tarafından sunulan Salvage Hunters isimli programda anlatılmaktadır.(19)

Galatasaray Spor Kulübü’nün resmi 100. yıl logosu
Acaba logodaki kestiğim kısmı, masonik bir sütunun içine dolanmış bir serpent (yılan) olarak yorumlayabilir miyiz?

Serpent, karanlık odaklar tarafından adeta göze sokulurca bir ısrar ile birçok alan ve sektörde, önde gelen kanaat önderlerinin, pop yıldızlarının, dünyaca ünlü oyuncuların, gerek aksesuarlarında, gerek dövmelerinde yahut gerekse de ev-ofis dekorasyonlarında, devlet dairelerinde ve konsolosluklar başta olmak üzere birçok yapıda karşımıza çıkan, paganist okültizmin en baskın remizlerinden biridir. Roma, Mısır, Mezopotamya, İskandinav ve Kent paganlığında kuvvetli bir ezoterik anlamı vardır. Serpent etrafında şekillenen putperest mitolojiler, geçmişten günümüze dek birçok farklı düzlemde kendisini göstermiştir. Kabuk değiştirerek gizlenebilmesi hasebiyle, karanlık odakların, kendilerini, kendilerinden olanlara tanıtmak adına tercih ettikleri bir simge olarak da kullanılır. Bir yönüyle de sonsuz yaşamı imgeler.(13)

Baphomet ve Papa Franciscus
Masonik bir sütunun etrafına dolanmış bir serpent

Konu kapsamında Yahudilik ve Sabetaycılık ile ilgili derin araştırmalarıyla bilinen Prof. Dr. Yalçın Küçük, Galatasaray Üniversitesi’nin kontenjanının önemli bir bölümünü, ÖSS’yi saf dışı bırakarak kendi yaptığı bir sınav sonucunda mekteplilere, yani Galatasaray Lisesi mezunlarına tahsis etmesiyle ilgili olarak oldukça sert açıklamalarda bulunmuştu.

Küçük, Mektepliler olarak bilinen güruhun maksadının Mason ve Sabetaycı yetiştirmek olduğunu beyan ederek, “Galatasaray Lisesi’ne genellikle Sabetayist ve Mason ailelerin çocukları gider. Masonluk babadan oğula geçtiği için bu okuldan mezun olanların Mason ve Sabetayist olması ve bu doğrultuda hizmet etmesi gayet normaldir” dedi. Ayrıca, Galatasaray Lisesi’nin kurucularından Ali Coşkun Kırca ve İnanç Kıraç’ın da mason olduğunu ifade ederek, Türkiye’deki Masonları Sabetaycıların yönettiğini beyan etti.

Ayrıca Küçük, verdiği demeçte Galatasaray Lisesi’nin, Alyans İsrail Mektebi’nin devamı olduğunu ve bu niyet dahilinde kurulduğu iddiasında bulundu. “Alyans İsrail Okulları, Türkiye’de İbrani asıllı çocukları yetiştirmek ve yönetime hazırlamak için kurulmuştu ve bu okullar 1925’te kapatıldı. Galatasaray Lisesi, Alyans İsrail Okulları’nın Türkiye’deki devamıdır. Alyans İsrail Okulları ve Galatasaray Lisesi aynı yönde eğitim veren okullardır.”(14)

33. dereceden Skoç Riti üstadı ve Belçika Mason Localarında genel sekreter olduğu iddia edilen Ünal Aysal’a Belçika Prensi Philippe tarafından verilen kraliyet nişanı(15)
33. dereceden Mason Üstad-ı Azam olan İnan Kıraç’ın kardeşi Can Kıraç’ın kişisel web sitesindeki biyografisinden bir alıntı(16)
Remzi Sanver, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası üstad-ı azamlarından. Mektepli.
Kaya Paşakay, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası üstad-ı azamlarından. Mektepli.
Rıza Tevfik Bölükbaşı, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası üstad-ı azamlarından. Mektepli.

Galatasaray Spor Kulübü hakkında daha çok söz söylenebilir, ancak buradan atacağım her bir taşın sesini Fransa’dan, Belçika’dan ve İsrail’den duyacağımın bilinci ve hassasiyeti içerisinde hareket etmeyi yerinde buluyorum. Bu nedenle, ihtimamlı olmaya gayret ederek nesnel bir dil kullanmaya çalıştım. Takdir, elbette okurundur.

Yazı dizimizin devamında, dünya futbolunda ses getirmiş önemli kulüplerin, 300’ler başta olmak üzere, çeşitli karanlık örgütlerle doğrudan ilişkisini ve bu ilişki ağının, kulüplerin ismine, armalarına, slogan ve marşlarına, en önemlisi ise tarihi başarılarına nasıl aksettiğini, çok daha açık ve iddialı bir dil kullanarak anlatmaya gayret edeceğim. Gelecek çalışmamız muhtemelen bir ekip çalışması olacak.

Selam ile.


Kaynakça

  1. http://www.dusunuyorumdergisi.com/aslan-sembolu-uzerine/
  2. Armutak, Altan; “Doğu ve Batı Mitolojilerinde Hayvan Motifi”, İstanbul Üni. Vet. Fak. Dergisi. 28(2), 411 – 427, 2002
  3. Çoruhlu, Yaşar; Türk Mitolojisinin Ana Hatları, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2010
  4. Insight on The Scriptures Volume 2, Watchtower Bible and Tract Society of New York, Inc, International Bible Students Association; Brooklyn, New York, U.S.A.
  5. Tekvin Bab 32, 34, 35
  6. İbrahim Sarı, Sümerler
  7. Shams-i Balkh, Anahita
  8. Gök İlmindeki Negatif Arketipsel Kelimeler
  9. Kibele
  10. Kurt, Maksude; “Tanrıça Kültü ve Hıristiyanlıktaki Meryem Figürüne Etkileri”, Rize Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2010
  11. Süheyla Sarıtaş, Türk Mitolojisinde Hayvanlar
  12. http://www.fotospor.com/haber-cildirtan-iddia-32282
  13. Necati Sümer, Dinler ve Mitolojik Bir Sembol Olarak Yılan
  14. http://www.haber7.com/guncel/haber/156614-galatasaray-mason-yetistiriyor
  15. http://www.hurriyet.com.tr/aysala-kraliyet-nisani-21711354
  16. http://www.cankirac.com/yazidetay.asp?id=338&kat=16
  17. http://www.myastrologybook.com/Aphrodite-Venus-Ishtar-Inanna-Hathor.htm
  18. Serhat Ahmet Tan, Kozmik Miras
  19. https://press.discovery.com/emea/dsc/programs/salvage-hunters/

Paganizmin Günümüze Yankıları: Bilinçaltı Tapındırma ve Güdümleme Siyaseti: Kelimeler

İşitsel ve Görsel Medya ile Toplumsal Dizayn

Âlim, Vedûd ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Bu yazımızda, elimizdeki imkan ve kabiliyetler dahilinde, gidilebilecek en eski tarihi kaydı referans alıp, sistemli ve örgütlü bir şekilde günümüze dek uzanan bir haritalandırma yaparak, kutsal yazıtlar, mitolojiler ve rahmani yahut şeytani ilham ile oluşturulmuş eserler üzerinden, bahsi geçecek ezeli ve tarihi düşmana karşı çok yönlü bir derleme meydana getirip, ana bir çatı dahilinde, zihnimde ve imgemde karşılığı olan tüm detayları bir nefeste aktarabilmeyi dilerdim; ve fakat içinde bulunduğum safhada, ne kuvvetim ne de ilmim böylesi bütüncül bir yaklaşım ile sadedi işlememe olanak tanımıyor. Bu nedenle, birazdan sözünü etmeye başlayacağımız karanlık odakları, tümevarımsal bir metot kullanarak, belki de yeri geldiğinde serseri bir dağılımla, bazen de kavramsal atıflar veya deliliğe teğet bir ilham ile, yine de olabildiğince açık ve sade, genişlemeye açık, eğer mümkünse de interaktif bir paylaşım ile, konuya alaka taşıyan takipçilerimizi de bu ağın içine dahil ederek ele almaya gayret edeceğim.

İlk fasılda, günlük hayatta kullandığımız kelimeler üzerine araştırmamı yoğunlaştırmayı doğru buldum. Zira dil (ses), görüntü ile beraber, Lüsiferyan, Satanist, Paganist ya da Siyonist gibi tanım ve nitelemelerle kastettiğimiz, kendilerini ancak kan yolu ile aktarılan bir seçkinler zümresine dair görenlerin(1) dünyaya dair maksatları, kendilerinden olmayanları erksiz kılarak onları köleleştirmektir. Bu metodolojinin tarihi dayanağı, Yakup Aleyhisselam’ın kızı Dina’nın evliliğine kardeşlerinin gösterdiği tepki ve bu tepkiselliğin, hazin sonuçları ile anlatılmaktadır.(2) Bu tarihi maksadın günümüze yansımasında, köksüzleştirme, örtülü bir ferdi ve toplumsal şahsi dizayn sürecinin altında eritilerek, işitsel ve görsel öğelerin çoğu dolaylı tekniklerin yardımıyla, bilinçaltı yönlendirme ve telkin metotlarıyla sağlanmaktadır.

 

Hiyerarşi Piramidi Gerçek mi?

Hakkında nice şey söylenip karalandı. Kimi odağımızdaki bu güruhtan söz ederken, onlara Yeni Dünya Düzeni dedi, kimi de insanlığı ve tarihi dizayn eden bu gizli ve gizemli yapıları farklı tariflerle adlandırdı. Oysa bir hakikat var ki, düşünüp sorgulayan nice akıl üst çatıyı oluşturan yapının, görünenle, devletler ve siyasi iktidarlarla sınırlı olmadığına inanmama eğiliminde bir yol tuttu; elinde somut bir kanıt olsun ya da olmasın, aksine kanaat getirmedi, getiremedi. Görsel ve yazılı medyanın birçok alanında, bu bahis ekseninde programlar yürütüldü, tartışmalar yapıldı. Kimi Masonlar dedi, kimi Cizvitler, Yahudiler, Opus Dei ya da Vatikan. Çok şey söylendi, fakat doğrusu hiçbir şey anlatılmadı. Aynı bahisler çalkalanıp durdu, ısıtıldıkça önümüze kondu. Oysa, bu ekran yüzlerinin, youtuberların yahut tiraj düşkünü dergicilerin, her katmanı sarmış ve yönetmekte olan ana çarkta, ancak küçük bir çark, hatta dişli oldukları, kendilerinin dahi görmediği, göremediği ya da görmezden geldiği bir hakikat oldu. Zira sistemin kendisini sürdürülebilir kılması için, kendi muhalefetini oluşturması ve beslemesi gerekliydi. Komplo teorilerini ayyuka çıkaracak kadar küresel ölçekte ses getirmiş Zeitgeist Belgesel Dizisinin kısa bir sürenin ardından, Laurence Rockefeller tarafından finanse edilmiş bir girişim olduğunun ortaya çıkması(3), sistemin işleyişinin nasıl olduğuna dair bir örnek teşkil edecektir. Netice itibariyle, bu isimler, kelimeler ve kalıplar, şuuraltımızda, duygu ve düşünce dünyamızda ve hayatımızın birçok alan ve noktasında, artık meşrulaştı ve karşılık bulur oldu. Buna mukabil akıllarımız bulandırıldı, doğru ve hakikatlerimiz zedelendi, çarpıtıldı, parçalandı ve yıkıldı. Eksik, çarpık ya da yanlış dahi olsa, bir toprak gibi, manevi arkaplanımızı ve zihni dünyamızı şekillendiren ve besleyen inanç paradigmaları köksüzleştirilerek içi boşaltıldı; varlığı tahrip edilmiş bu alanın yerine ise, sözümona, ancak kendi benliğini tatmin peşinde koşan komplo teorisyenleri ve yayıncılar tarafından, akla yatkın ve çözüm içeren, çok yönlü eylem planlarıyla da desteklenmesi gereken hiçbir zemin sağlanmadı, sağlanmak istenmedi. Sürecin nihayetinde, toplumun büyük kesimi ya duyarsızlaştırıldı ya da içine çekildiği ümitsizlik girdabıyla kuşatılarak güven duygusu harap edildi ve eylemsellik içeren hiçbir süreç ve yapının içinde kendisine artık yer bulamaz kılındı, kabuğuna terk edildi. Belki gülünç bir örnek olacak ama, sosyal medya hesaplarındaki gitgide artan “protected account” gerçekliği, bu güvensizlik ivmesi ile paralel okunabilir.

Şeytani Piramit ve Karanlık Örgütler

Kısa kesmek şu aşamada faydalı olacak. Ama özetle şunu söyleyelim, kademeli bir şekilde, bilinen tarihin tüm dönemlerinde, toplumu, “toplum, birlik, cemaat” kılan değerler, kendisini “seçkinler” olarak tasnif eden bir güruh tarafından zayıflatılmak istendi. Fransız İhtilali ile başlayan sürece müteakip, milletleri güçlü kaideler ile birbirine bağlayan tarihi-kültürel miraslar, yapay ve etnik kıstaslarla daha küçük parçalara bölündü, ayrıştırıldı. Sekülerizm ile, her ne kadar yoğunluklu olarak içten fethedilmiş, kalıp ve tabirleri değiştirilmiş dahi olsa, öze ve köke bağlantı yolları tüm tahribat ve tahrifata karşın yine de ayakta kalan dinler, inandırıcı masallar ile halı altına süpürülmek istendi ve yine de yankıları da tesirleri de günümüze dek süregeldi.

Bugün, ülkelerin, hatta vilayetlerin, semtlerin ve görüyoruz bu gerçekliği sokakların dahi, kendilerine ait, dil-kültür ve kavramları medeniyet ve kentsel dönüşüm gibi tabirler altında tahrip ve tahrif edildi, içi boşaltıldı. Çok değil, bir nesil evvelinde, bir sokağa giren yeni bir yüze, o sokağın bütün ahalisi dikkat kesilirdi. Bugün, bütün sokaklar, oranın yerlisi olmayanlar tarafından tacize ve tecavüze uğruyor. Elbette ki bu vakanın sonuçlarını, toplumsal perspektifte görüyoruz. İlerleyen konularda, detaylarıyla da ele alacağız. Yine paralel eksende, yakın geçmişte geniş aile yapısının rafa kalkması için verilen çok yönlü mücadeleyi görüyoruz. Medya araçları, popüler kültür, sinema ve diziler eliyle, insanın fıtrat ve hakikatine uygun düşmeyen, evrimsel ve kültürel gerçekliği ile asla örtüşmeyen çekirdek aile modelinin, süslü ambalajlar ile çekici kılındığına şahit oluyoruz. Üst nesilden (dede-nine), alt nesile şuur ve tecrübe aktarımının, en somut sabotajlarından biri olarak ele alabiliriz bu meseleyi ki takip eden süreçte, bireysellik vurgusunun şiddetle öne çıkarılarak insanın sabitleştirilip yalnızlığa itildiğini görüyoruz. Bugüne dek genel kullanıma uygun şekilde, icat olunmuş bütün alet ve araçların ana kullanıcı grubunu orta nesiller oluşturmuşken, günümüz mobil teknolojilerinin temelini oluşturan daha ilkel bilgisayar modellerinin, “oyunlar” üzerinden, ana kullanıcı kitlesi olarak alt nesli hedef aldığını görüyoruz. Hatta yaşı yetenler bilecektir, yakın zamana dek, “bilgisayar kullanmak” tabiri yerine, “bilgisayar oynamak” ifadesi yaygın olarak kullanılırdı. Elbette ki bu, dayatılmış bir arzın, alt okumalarından biri olarak ele alınabilir. Neticesi ise, henüz mutlak formuna ulaşmamış “deccaliyet aygıtının” istikrarlı kullanımının, alt nesilden üst nesillere sıçratılarak, tecrübe transferinin ters istikamete dönüşmesi arzusuydu. Sonuçlarından bahsetmek gerekirse, henüz konuşmayı sökememiş iki üç yaşındaki çocukların, geleceğin küresel dili emojiler (modern hiyeroglifler) ile iletişim becerisi sağlayabilmesi oldu. Bu dilin, şuuraltında nasıl bir tahribat ve tehlikelere yol açtığını ise daha sonra inceleyeceğiz. Lakin artık, üst nesil, öğretici-mürşid kişilikler olmaktan uzaklaşıp, öğrenen-öğrenemeyen, kaos girdabına sürüklenmiş ve sistem tarafından köşeye sıkıştırılmış-itilmiş fertler konumuna çekilmiş durumdadır. Hayatın ana akışında, vazife ve vaziyet almaktan uzaklaştırılmışlardır. Alt nesiller ise, adeta prensler, prensesler, efendiler gibi muamele görür olmuştur. Bir sahih hadiste, Hz. Nebî’nin, Cibril Aleyhisselam’ın kıyamete dair alametleri sorması üzerine verdiği, “Cariyenin efendisini doğurması, yalın ayak, başı kabak koyun çobanlarının şehirlerde yüksek binalarr yapmakta birbirleriyle yarışmalarıdır”(4) cevabı, adeta içinde bulunduğumuz zamana ışık tutmaktadır. Bu sayede alt ve üst nesil arasında kopukluk, toplumun kendi içinde parçalara ayrılışı, dini öğretiler ve sosyal-ekonomik doktrinlerdeki çarpıklık, bütün bir toplumu hayati arzlara ve algıdaki mütecaviz girişimlere karşı ürkekse de savunmasız, huzursuzsa da karşı koyamayacak kadar pasifleşmiş bir noktaya taşıdı.

 

Dil ve Kelimeler, Algı Manipülasyonunun Neresinde?

Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: “Haydi davanızda sadıksanız şunların isimlerini bana haber verin” dedi. (2/31) Melekler dediler ki: “Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki sen âlim ve hakîmsin.” (2/32) Allah-u Teâlâ şöyle dedi: “Ey Âdem! Onları isimleriyle bunlara haber ver.” Bu emir üzerine Âdem onları isimleriyle meleklere haber verince Allah-u Teâlâ şöyle dedi: “Ben size, ben göklerin ve yerin gaybını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim” dememiş miydim?” (2/33)(5)

Dille düşünüyor, dille yaşıyor, dille aktarıyoruz. Söylediğimiz ve işittiğimiz her kelam, şuurumuzun derinlerinde, ferdi yahut kolektif hafıza ve hakikatleri daima tetikleyerek onların canlı ve diri kalmasını sağlıyor. Ömrünü dil ve kelimeler üzerine yaptığı incelikli çalışmalara vakfetmiş saygın bir filozof ve matematikçi olan Ludwig Wittgenstein, bir dil tasavvur etmenin, bir yaşam biçimi tasavvur etmek olduğunu öne sürüyor. “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarını belirler” diyerek, lisan dağarcığındaki genişliğin ve yerliliğin kritik önemini vurgulayarak, bu çeşitlilik ve derinlik ile köklere bağlı kalabilmenin, yalnızca iletişim becerisini güçlendirmek anlamına gelmediğini, aynı zamanda, ferdin yahut toplumun fikir ve inanç dünyasının bütün bir zeminini inşa ettiğini ve paralel bir şekilde, bu zemine tesir edip onu genişletebileceğini anlatıyor.(6)

“Ve Rab Tanrı dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. Ve Rab her kır hayvanını ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı; ve onlara ne ad koyacağını görmek için adama getirdi; ve adam her birinin adını ne koydu ise, canlı mahlûkun adı o oldu. Ve adam bütün sığırlara ve göklerin kuşlarına ve her kır hayvanına ad koydu; fakat adam için kendisine uygun yardımcı bulunmadı. Ve Rab adamın üzerine derin uyku getirdi ve o uyudu; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapadı; ve Rab adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu adama getirdi.”(7)

İncil’de de kelam üzerinde durulmaktadır. Yuhanna İncili’nin ilk ayetlerinde bu bahse ilişkin şöyle söylenir: “Başlangıçta kelam vardı. Kelam, Tanrıyla birlikteydi ve Kelam Tanrıydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı. Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi. Tanrı’nın gönderdiği Yahya adlı bir adam ortaya çıktı. Tanıklık amacıyla, ışığa tanıklık etsin ve herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi. Kendisi ışık değildi, ama ışığa tanıklık etmeye geldi. Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek ışık vardı. O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi. Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular. Söz, insan olup aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük.”

Her ne kadar, kutsal metinlerde geçen kelam, kullandığımız fiziksel lisan ile aynı manada olmasa da, kullandığımız lisan, bu kelamın bir çeşit alt kümesi niteliğindedir. Kelam canlıdır ve canlı kılma özelliğine haizdir. İnançlar, milletler ve tarihte hatırlı bir iz bırakmak isteyen tüm oluşumlar, dille yaşar ve ancak dilsiz kaldıklarında ölürler. Tasavvufçu ve tıp adamı olan Münir Derman, bir sohbetinde Kuran’daki bütün ayetlerde Allah’ın kendisini önce işiten, daha sonra gören olarak tanımladığından söz ediyor ve “Görmeyen peygamber gelmiştir ama sağır peygamber gelmemiştir. Âyeti kerimede ‘Es Semî’ü’l- Basîr’ ‘Es-Semî’ esmâsı âyetde takaddüm etmiştir.” diyor.(9)

Bu girizgâhı daha fazla uzatmayalım. Gelecek yazılarımızda, muktedir düşmanın algı dünyamıza, dil üzerinden nasıl sızdığını, ne yönde ve şiddette bir tahakküme sebebiyet verdiğini detaylarıyla anlatmaya gayret edeceğiz. İlk fasılda ise muhtemelen gök bilimindeki negatif kelimeler üzerinde yaptığımız araştırmaları sizlerle paylaşacağız.

Selametle kalınız.

 

  1. “Çünkü siz, Rabb’iniz olan Tanrı’ya mukaddes bir kavimsiniz; Rabbiniz Tanrı, yeryüzündeki bütün kavimlerden kendine has kavim olarak sizi seçti” (Tesniye 7:6)
  2. Tekvin, Bab 34-35
  3. Emrah Alpat, Tunca Arslan, Erol Bilbilik, Haluk Hepkon ve Karin Liebhart, Zeitgeist Ne Anlatıyor? Der. Haluk Hepkon, Kırmızı Kedi Yy, Eylül, 2009, İstanbul
  4. Muslim 8, İbn-i Mace 63
  5. Kuran’ı Kerim, Bakara Suresi 31, 32, 33
  6. Ludwid Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus
  7. Tekvin, Bab 2. 7-22
  8. Yuhanna, Bab 1. 1-15
  9. Allah Dostu Der Ki